Silikon Protez Hastalığı: Gerçek mi Hayal mi?

Son zamanlarda, silikon meme protezi olan bazı hastaların romatizma benzeri şikayetlerle doktora başvurdukları ve otoimmnun hastalıklarla silikonun bir bağlantısı olabileceği üzerine basında yer alan haberler üzerine, Amerikan Plastik Cerrahi Derneği ayrıntılı bir çalışma başlattı.

Bu çalışma, silikon meme protezlerinin güvenli olduğuna dair çok ciddi düzeyde bilgi olduğunu ortaya koydu. Protezlerin korunması veya çıkarılması tümüyle hastanın kendi tasarrufunda olmakla birlikte eğer çıkarılması isteniyorsa, bu işlemin yetkin bir plastik cerrah tarafından yapılmasının önemi vurgulandı.

İlgili konu: Meme Protezleri Arasındaki Farklar, Hangisi Daha İyi?

Günümüzde, hasta emniyeti, hasta farkındalığı ve hasta eğitimi üzerine çalışmalar yoğunlaşmış ve kanser taramaları ile otoimmnun rahatsızlıklarla ilgili araştırmalar desteklenmektedir. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda, silikon protez hastalığı olarak tarif edilebilecek bir sendromu kanıtlayacak bir araştırma ve bilgi saptanmamıştır. Amerika’da yılda 300.000 estetik amaçlı, 100.000 de onarım amacıyla meme protezi kullanılmaktadır.

Silikon protezler ilk defa 1962 yılında FDA tarafından onaylanmıştır. O günden bugüne, silikon protezler kadar ayrıntılı incelenmiş ve güvenliği test edilmiş ürün azdır. Protez kılıfı ve jel yapısı yıllar içinde değişse bile protezlerin, ana komponentleri aynı kalmıştır.

Bu konuda, yeni bilgiler ortaya çıktıkça mutlaka paylaşılacaktır. Ancak, günümüzde, kanıta dayalı bilgilerle bir Silikon Protez Hastalığından söz etmek zordur.

Gençler Daha Az Kazansalar da Doktor Olmaktan Mutlular!

Doktorların branşları, kazançları ve mesleki tatminleri ile ilgili birçok çalışma yayınlanıyor.

Ülkemizde, ağırlaşan çalışma koşullarına rağmen genç hekimler meslek seçimlerinden dolayı mutlu olduklarını belirtiyorlar. Bunu destekleyen istatistiki çalışmalar olmamakla birlikte Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir araştırma ilginç sonuçlar ortaya koydu. Genç doktorların, daha eski doktorlara kıyasla daha az kazandıklarını ve daha çok borçlu olduklarını gösteren çalışma, bu olumsuzluklara rağmen genç hekimlerin meslek seçimlerinden memnun olduklarını ortaya koydu.

İlgili konu: Estetik Ameliyat Öncesi Doğru Doktor Nasıl Seçilir?

Türkiye’de de doktorların en büyük sorunu olan uzun çalışma saatleri Amerikalı doktorların da en çok şikayet ettiği konuların başında geliyordu. Zor hastaların tedavisi, yasal düzenlemelerin zorluğu dikkat çeken şikayetlerdendi. Genç doktorların teknolojiye yatkınlığı ise dikkat çekiciydi. Teknoloji kullanmada zorluk genel olarak %15’i bulurken gençlerde bu oran %10 civarındaydı.

En çok dikkati çeken konu ise doktorların her geçen yıl idari işlerle ilgili harcadıkları zamanın artması ve bunun yarattığı zorluklardı. Doktorlar arasında tükenmişlik sendromu, depresyon gibi konulara bakıldığında idari işlerin artan yükünün önemli bir yer tuttuğu söylenebilir.

Meme Kanseri Sonrasi Meme Onarımlarında Komplikasyon Oranı Yaş İlerledikçe Artıyor

Çok merkezli bir çalışma sonucuna göre 65 yaşın üstündeki kadınlarda, gençlere kıyasla meme kanseri sonrası yapılan meme onarımlarında daha çok komplikasyona rastlanıyor.

Mayo Kliniğin çalışmasında, 65 yaşın altında mastektomi yapılan hastaların %78’i meme onarımı olurken, 65 yaşının üstünde bu oranın %28 olduğu saptandı. 65 yaşın üzerinde meme onarımı yapılacak grubun oldukça dikkatli seçildiğini ortaya koyan bu istatistiğe ragmen, 65 yaşın üstünde rastlanan komplikasyon oranları oldukça yüksek bulundu.

Mastektomi sonrası hemen yapılan meme onarımları yaşam kalitesini ve beden algısını olumlu yönde etkilese de 65 yaşın üzerinde mastektomiden sonra hemen meme onarımı yaptıran kadınların oranı altıda birdir.

İlgili konu: Mastektomi (Memenin Alınması) Sonrasında Onarımın Geciktirilmesi

Çalışmada incelenen hasta sayısı 1698, 65 yaşının üstünde olanların sayısı ise yaklaşık 400 olmuştur.

Sadece mastektomi yapılan kişilerde, 65 yaşının üstünde ve altında olanlarda komplikasyon oranları arasında ciddi bir fark görülmedi. Buna karşın meme onarımı yapıldığında ileri yaşta olanlarda komplikasyon oranı 2 kat daha fazla saptandı. Bazı komplikasyonlarda örneğin hematom görülmesinde bu oran 5 katına ulaştı.

Bu bilgiler ışığında, ileri yaşlarda mastektomi yapılacak hastalara yeniden meme onarımı konusunda bilgi verirken, bu detayların anlatılması ve kararlarını verirken komplikasyon oranlarını göz önünde bulundurmaları gereğini vurgulamak yerinde olur.

Yurt Dışında Yapılan Estetik Cerrahi Ameliyatlarının Komplikasyonları

İngiltere’de yapılan bir çalışma, yurt dışına giden İngilizlerin bu kararlarının arkasındaki motivasyonu ve bu kişilerin karşılaştığı komplikasyonları değerlendirdi.

2013-2017 yılları arasında önemli bir merkeze başvuran hastaları inceleyen araştırmada, çıkan sonuçlar incelendiğinde maliyetlerin daha düşük olması en önemli motivasyon olarak saptandı. Yurtdışında ameliyat olmak için önemli başka bir motivasyon ise daha önce işlem yaptıranların tavsiyesi olarak kaydedildi.

En sık komplikasyon; karın germe ameliyatlarını takiben görüldü, bunu kalça büyütme ameliyatları izledi. Komplikasyon sayısına göre dağılım bu şekildeyken komplikasyonların ciddiyetine göre sıralama yapıldığında, kalça büyütme ameliyatlarında ciddi komplikasyon görülme oranı daha yüksekti.

İlgili konu: Estetik Ameliyat Olmak Pahalı mı?

Komplikasyonların tedavisinin yarattığı maliyetler, komplikasyonların ciddiyetine göre çok farklı değişiklikler gösterdi. Küçük sayılabilecek komplikasyonlarda bu rakam 3.000 pound civarındayken ciddi ve büyük komplikasyonlarda 40.000 pounda kadar ulaştı.

Bu çalışmayı yapan gurup, sağlık turizmi ile ilgili düzenlemelerin , uluslararası arenada daha yoğun bir şekilde yapılması gereğine vurgu yaptı. En ciddi komplikasyonların kalça büyütme işleminde görülmesi, bizi bu konuda düşünmeye sevkediyor. Türkiye’de de giderek artan sıklıkta uygulanan kalça büyütme ameliyatları, günümüzde dünya çapında üzerinde dikkatle çalışılan bir ameliyat haline geldi. Özellikle, yağ verme tekniği ile yapılan kalça büyütme işlemlerinde, kas içine derin enjeksiyonların yapılmaması konusunda bir fikir birliğinden söz edebiliriz. Bu ayrıntıya dikkat edildiğinde komplikasyon oranlarının daha az olduğunu biliyoruz.

Bu çalışma sağlık turizminde giderek yıldızı parlayan Türkiye’nin, uzun vadeli bir başarı sağlayabilmesi için uluslararası regülasyonlara dikkat etmesi ve kendi denetim mekanizmalarını oluşturması açısından da uyarıcı olmuştur.

Sigara İçenlerde Deri Kanseri İçin Yapılan Cerrahiler Sonrasında Daha Çok Komplikasyona Rastlanıyor

Bu sonuç, sigara içenler dahil olmak üzere kimseyi şaşırtmamıştır. Bugüne dek sigaranın yaraların iyileşmesi üzerindeki olumsuz etkileri ile ilgili birçok çalışma yapıldı.

Araştırmada, deri kanserlerinin tedavisinde kullanılan ve Mohs tekniği olarak adlandırılan bir tedavi görmüş 1000 hasta incelenmiş. 128’i aktif olarak sigara içen ve 385’i ise daha önceden sigara içip bırakmış olan kişilerle, sigara içmeyen kişiler kıyaslandığında sonuçlar ileri derecede anlamlı bulunmuş. Aktif sigara içenlerde, içmeyenlere kıyasla 9 kat daha fazla infeksiyon, hematom, kanama ve doku ölümü gibi komplikasyonlara rastlanmış. Sigarayı bırakmış kişilerde, içmeyenlere kıyasla bu oran 3 katı olarak bulunmuş.

İlgili konu: Sigara İçenler Liposuction Yaptırabilir mi?

Yara iyileşmesi üzerine sigaranın olumsuz etkilerini biliyoruz. Bu çalışma bize farklı ne sunmuştur diye bakılacak olursa; deri yaması, flep gibi ameliyatlarda da sigaranın olumsuz etkilerini ortaya koyduğunu söyleyebiliriz. Sigaranın küçük damarlar üzerine olumsuz etkisi, deri iyileşmesinde rastlanılan sorunların temelini oluşturur.

Sigara içenlerin şanslı olduğu taraf, sigarayı bırakacak olurlarsa damarlar ve bağışıklık sistemi üzerindeki bazı olumsuz etkilerin düzelebileceği gerçeğidir. Deri kanseri için tedavi olacak hastaların bu gerçeği göz önünde bulundurmalarında yarar vardır. Ne kadar çok veya uzun zamandır sigara içtiğinizden bağımsız olarak, sigarayı bırakmanız bu tür tedavilerin yolunda gitmesi açısından önemli bir çabadır ve az ya da çok yarar sağlayacaktır.

Google Kök Hücre Tedavileri ile İlgili Reklamları Yasakladı

Google, kök hücre ve gen terapileri ile ilgili reklamları, gerekli klinik testleri tamamlamadıkları ve kanıtlanmış tedaviler olmadıkları gerekçesiyle yasakladı. Yaptıkları açıklamada, bu tedavilerin biomedikal ve bilimsel olarak tam bir temele oturmadıkları belirtildi. Üzerlerinde çalışmalar yapılabilecek bazı temel bilimsel bulgular ve kısıtlı klinik deneyimler olmakla birlikte yaygın bir şekilde kullanılmalarına yetecek düzeyde klinik testler olmadığı vurgusu yapıldı.

Google şirketini bu şekilde davranmaya itenin ne olduğu incelendiğinde; bazı kötü niyetli kişi veya kurumların henüz kanıtlanmamış tedavileri abartılı bir şekilde öne sürerek ticari kazançlar sağlamalarının önüne geçmeyi hedeflediği görülebilir. Bu tedavilerin zaman zaman çok tehlikeli sonuçları olabilmektedir. Klinik çalışmalar tamamlanmadan kök hücre ve gen terapilerinin Google platformunda yer alması, şirketi olası kötü sonuçlarda sorumluluk sahibi yapabilir.

İlgili konu: Kontrolsüz Estetik, Estetik Değildir!

Bu gelişmeye; Uluslararası Kök Hücre Araştırmaları Derneği de destek vermiş ve kanıtlanmamış kök hücre tedavilerinin erken ve ticari bir şekilde pazarlanmasının halk sağlığını tehdit ettiğini, biomedikal araştırmaların gelişimini ve yeni terapilerin sağlıklı bir şekilde oluşturulmasının önünde bir engel olduğunu belirtmişlerdir.

Google bu adımı, Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi’nin, kanıtlanmamış gen terapileri kullanan birkaç kliniği kapatmasından sonra atmıştır. Gen terapileri ile ilgili testler ve klinik çalışmalar tamamlandıkça ve kanıtlara ulaşıldıkça, gen terapilerinin yaygınlaştırılması daha sağlıklı ve faydalı bir yol olacaktır.

İmmunoterapi: Meme Kanseri Tedavisinde Yeni Bir Çığır

Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi, son zamanlarda atezolizumab isimli bir ajanı, meme kanserinin tedavisinde onayladı. Bu ilaç, bu konuda onaylanan ilk immunoterapi ajanı olarak not edildi.

Ameliyat edilemeyecek kadar ilerlemiş veya metastaz yapmış meme kanserlerinde, atezolizumab yaşam süresini uzatan etkisiyle dikkati çekti. Çalışmadan elde edilen sonuçlar, geçen sene Avrupa Medikal Onkoloji Kongresi’nde sunulduğu gibi New England Journal of Medicine dergisinde yayınlandı.

İlgili konu: Kanser Sonrasında Meme Onarımında Dermal Matrix Kullanımı

451 hastada yapılan çalışmada, immunoterapi hastalığın ilerlemesi ve ölüm oranını ciddi düzeyde azalttı. Kemoterapinin de eklenmiş olması, immunoterapinin etkisinin analizini güçleştirdi. Bazı çalışmacılar şimdilik immunoterapinin etkisinin yorumlanması için erken olduğu vurguladılar.

Plastik Cerrahlar İçin Sosyal Medyanın Analizi

Plastik cerrahi alanında sosyal medya kullanımı giderek artmakla birlikte, etkileri bazen olumlu, bazen olumsuz olabilmektedir. Ayrıca, cerrah ve işlemler konusunda bilgi edinmek için sosyal medyanın kullanımı da hastalar arasında çok artmıştır.

Sosyal medyanın bu alandaki etkinliğini araştırmak üzere yapılan bir çalışmada çıkan sonuçlara göre paylaşımların %63’ü Instagram üzerinden olurken, %18’i Facebook ve %13’ü ise YouTube üzerinden yapılmıştır. Paylaşımların %31’i plastik cerrahlarca yapılırken, %49’u ise ticari firmalar tarafından yapılmıştır. Instagram paylaşımlarında kendi reklamını yapma oranı %83’e ulaşırken, eğitim amaçlı paylaşımlar %16 düzeyinde kalmıştır.

İlgili konu: Cerrah ile Hasta Arasında En Önemli Konu: İletişim

Araştırmaya göre “utanılacak paylaşım” oranı %20’yi bulmuştur. Ünlülerin yer aldığı paylaşımlar açık ara daha çok ilgi toplamıştır. Kadın imajı, plastik cerrahi ile ilgili paylaşımların %68’inde yer almış ve daha çekici bulunmuştur. Video paylaşımlarının da arttığı ve ilgi gördüğü söylenebilir. Sıralamaya konduğunda, ilgi toplayan başlıklar; şakalar, çekici kadın cerrahlar, ünlüler, kişisel hikayeler, kışkırtıcı cerrahi uygulamalar, ameliyat videoları ve hasta eğitimi olarak yer almıştır.

Sosyal medya kendi başına reklam yapmanın en etkin yolu olmuştur. Bu alanın daha iyi anlaşılması ve kullanılması plastik cerrahların yararına olduğu kadar, hastalar için de faydalı olabilir.

Dikkat: Diyet İçecekleri İnmeye Yol Açabilir!

Yapılan bir araştırmada, tatlandırıcı kullanılan içeceklerin daha çok inme ve koroner damar hastalıklarına yol açtığı, özellikle kadınlar açısından ölümcül hastalıklarla bağlantısı olduğu ortaya kondu.

82 bin gönüllü kadınla yapılan çalışmada, günde 2 veya daha çok tadlandırıcı içeren içecek kullanan kadınlarla, haftada 1 veya daha az tüketen kadınlar arasında yapılan incelemede, günde 2 veya da çok diyet içecek tüketenlerin yüzde 23 daha çok ölümcül olan ve olmayan inme riskine sahip olduğu görüldü. Asıl önemli bilgi ise, yüksek düzeyde diyet içeceği kullananlarda küçük damar tıkanmalarına %81 oranında daha çok rastlanması oldu.

İlgili konu: Aralıklı Açlık ve Düşük Kalorili Diyet

Daha önce 4400 kişiyle yapılan bir diğer çalışmada, aşırı miktarda tatlandırıcı kullananlarda, demans ve damar sorunlarına daha çok rastlanıldığı gösterilmişti.

Bu bulgularla paralellik göstermeyen çalışmalar da mevcuttur. Farklı yaş gurupları ve şişmanlık ölçütlerinin alındığı bazı çalışmalar çelişkili bazı sonular ortaya koysa da, tüm çalışmalar değerlendirildiğinde diyet içeceklerinin aşırı tüketiminin inme ve küçük damar hastalıklarına yol açtığını iddia etmek yanlış olmaz.

Vajinal Lazer Uygulamaları Ne Kadar Güvenli?

Vajinal lazer tedavileri, menopoz, kuruluk, ağrı ve seksüel disfonksiyonların tedavisinde kullanılarak, bu sorunların azaltılmasında başarı sağlamıştır. Ancak, bu uygulamalar ne kadar güvenlidir? Cevaplandırılması gereken bu soruyla ilgili yapılmış yeni bir çalışma, lazer uygulamalarının yara ve nedbelere yol açabileceğini ortaya koymuştur.

4 olguyu içeren bu çalışmada, lazer tedavisi sonrası kadınlarda cinsel ilişki sonrası ağrının arttığı görülmüştür. Bu olgularda, vajinada yırtılma, kanama ve nedbe dokusu oluşumuna da rastlanmış ve ilave tedavi gerekmiştir.

İlgili konu: Vajina Daraltmak İçin Estetik Operasyon Tek Çözüm müdür?

Menopoz dergisindeki çalışma, lazer cihazlarının güvenliğinden emin olunmadığını ve tam olarak yan etkilerinin incelenmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Özellikle, uzun ve tekrarlayan tedavilerin sonuçları konusunda bilgiler eksiktir. Bu çalışmada, lazer sonrası ilk cinsel ilişkide kanama nedeniyle acil servise başvuran olgular olmuştur. Özellikle, cinsel ilişkide zorluk nedeniyle lazer tedavisi gören bir olguda, tedavi sonrası cinsel ilişkinin daha zorlu hale gelmesi, libido azlığı ve orgazm güçlüğü oluşmuştur.

Vajina atrofisinde, lazerle incelmiş ve dolaşımı bozulmuş vajina duvarının atılması ve kan dolaşımı zengin olan daha güçlü yeni bir tabakanın oluşması hedeflenmektedir. Fakat uygulamanın ne kadar güvenli olduğu ile ilgili bilgiler bu örneklerde görüldüğü gibi yetersizdir.