Tavuk Yemeli miyiz?

Son yıllarda, sağlıklı beslenme konusunda artan bir farkındalıktan söz edebiliriz. Bu konuda genel kurallardan birisi de kırmızı etten kaçınarak, tavuk ve balık gibi beyaz etler yemeye dikkat etmemiz gerektiği yönündeki uyarılardır. Ancak bu önerilerle çelişen görüşlere de rastlamaktayız.

Michigan Üniversitesi’nin spor koçlarından birisi oyuncularına tavuk yememelerini öğütlemektedir. Nedeni ise tavukların sinirli kuşlar olmalarıdır!

İlgili konu: Dünyanın En İyi ve En Kötü Diyetleri

Aynı koç, tavuk yemenin bazı hastalıklara yol açacağını da düşünmektedir. Bu esprili öyküyü bir kenara bırakacak olursak, daha bilimsel bir çalışmada tavuk tüketiminin toplar damar hastalıklarını azalttığına dair bulgular ortaya konmuştur.

Sağlıklı beslenme ile ilgili her geçen gün yeni ve farklı bilgiler ortaya konmaktadır. Tavuk, önemli bir beyaz et ve protein kaynağıdır ve beslenmede yabana atılmamalıdır.

İzler: Yara, Ameliyat ve Travmaların Üzerimizde Bıraktığı Hatıralar

Tıbbın ilk kuralı, Hipokrat’tan beri değişmemiştir: “Primum non nocere”

Türkçesi “Önce zarar verme” demektir. Bu ilke tıbbı belirleyen en önemli kurallardan biridir.

Diğer yandan bildiğimiz bir başka önemli konu da, vücudun ve özellikle derinin bütünlüğünü bozan herhangi bir şeyin (ameliyat kesisi, bir yanık veya yaralanma) dokuda ve deride iz bırakmasıdır. Bu iz, az veya çok, hafif veya belirgin, az veya çok dikkat çeken, ağrılı veya ağrısız olabilir. Ancak mutlaka bir iz kalır. İzin olumlu veya olumsuz olmasını belirleyen çok sayıda faktör vardır. Bunların bir kısmı, yaralanma tipi ile ilgilidir, bir kısmı yaralanan bölgenin özellikleri veya kişinin genetik veya fiziksel özellikleri ile ilgilidir. Bir kısmı ise tedavinin biçimi, doğru bir yaklaşım olup olmadığı, kullanılan malzemeler gibi tedaviyi üstlenen doktor ile ilgili özelliklerdir.

Bunlara sırasıyla bakacak olursak, yaralanma tipi nasıl bir izin kalacağını belirlemekte çok önemlidir. Temiz bir cisimle oluşmuş, düzgün bir kesi veya yaralanma genellikle daha iyi bir iz oluşmasına yol açar. Cerrahın bistüri ile yaptığı bir kesi, düzgün bir cam kesisi buna örnek oluşturabilir. Buna karşın, kirli, düzensiz bir yara kötü iyileşir ve dikkati çeken bir iz bırakır. Aynı şekilde, sıcak su ile oluşan yüzeysel bir yanık daha çabuk ve iyi iyileşirken, kızgın bir yağ ile oluşan derin bir yanık kötü iz bırakır.

İlgili konu: Yara İzi Olmadan Estetik Ameliyat Mümkün mü?

Ancak, unutmamak gerekir ki, vücudun farklı bölgeleri aynı biçimde oluşmuş travmalara farklı tepki verebilir. Örneğin, düzgün ve temiz bir kesi göz kapağında oluşmuşsa, göz kapağı derisi ince olduğu için mükemmel iyileşirken, aynı özellikte bir kesi sırt veya omuz gibi bir alanda çok dikkati çeken bir iz bırakabilir. Deri bu bölgelerde daha kalın olduğu ve alttaki kasların germe etkisi daha fazla olduğu için iyileşme sırasında kollajen liflerine olumsuz etki ile kötü nedbe oluşumu neredeyse kaçınılmazdır. Hastaların büyük bir kısmı aynı yaralanma ile vücudun çeşitli yerlerinde oluşan izlerin bu denli farklı olmasını anlamakta güçlük çekerler.

Yaş, yaralanmalardan sonra oluşan izlerin kalitesini çok etkiler. Yaşlı insanlarda, sanılanın aksine izler çok daha iyidir ve az dikkati çeker. En kötü izler ise ergenlik döneminde karşımıza çıkar. Çocukluk dönemini ise ikiye ayırmak gerekir. Bebeklik dönemi iz açısından olumlu iken, oyun çocukluğu dönemi iz açısından kötüdür.

Yaraların, vücudun kıvrımları ve çizgileri ile ilişkisi de oldukça ilginçtir. Eğer bir iz, vücudun doğal bir kıvrımına denk gelirse (alın çizgisi ya da kasık vb), iyileşirken bu doğal kıvrımların içinde kaybolur ve pek dikkati çekmez. Ancak vücudun, özellikle derinin kıvrımları ve çizgileri ile uyuşmayan, onları dikine kateden izler çok belirgin olabilir.

Yara iyileşmesi ve izler konusunda, derinin rengi, kişinin genetiği ve fiziksel özellikleri de önemli olabilir. Koyu tenli kişilerde izler daha belirgindir, açık tenlilerde izler daha az dikkati çeker. Hipertrofik nedbe ve keloid gibi aşırı izler, kalın, kabarık ve kaşıntılı izler, derinin tonu arttıkça daha çok karşımıza çıkar.

Şeker hastalığı, damar sertliği gibi hastalıklarda, yara iyileşmesinin gecikmesine ve kötü izlere yol açabilir.

Bazı genetik yatkınlıklar kötü iz oluşmasına yol açabilir. Ailede kötü ize sıkça rastlanıyorsa, benzer bir durumla karşılaşmak söz konusu olabilir.

Yaralanmanın şekli ve kişinin özelliklerinin yanı sıra bir yaranın nasıl bir iz bırakacağını belirleyen bir başka önemli faktör de tedaviyi yapan ve tedavinin nasıl yapıldığıdır.

Plastik cerrahide, bir yarayı onarırken dikkat edilen önemli prensiplere bakarsak: Tedavi sırasında en ideal yöntemlerin kullanılmasına dikkat edilir. Yara iyice temizlenir, temizlenirken hücre hasarı yaratmayacak şekilde antiseptikler kullanılır. Ölü dokular alandan uzaklaştırılır. Tedavi çok iyi aydınlatılmış bir ortamda, çok hassas ve uygun aletlerle yapılmalıdır. Kaba aletler ve malzemeler ile iyi bir tedavi yapılamaz. Yara dikilecekse az reaksiyon yapan ve o dokuyu bir arada tutabilecek kalınlık ve özellikte dikiş malzemeleri kullanılır. Dokuların doğru bir şekilde karşı karşıya getirilmesi çok önemlidir. Kaş, dudak kenarı gibi alanlarda bu konu çok önemlidir. Ne kadar ince bir iz bile olsa kaşın, dudağın hizasını bozan bir iz çok dikkati çeker. Bunların düzeltilmesi de zordur.

Yaralanmalarda ilk tedavi alınacak sonucu belirlemede çok önemlidir. Ancak yaranın sonraki bakımı da özenle yapılmalıdır. Çok iyi onarılsa bile bakım iyi yapılamayacak olursa, yara enfeksiyonu oluşabilir ve bu da kötü bir ize yol açabilir.

İz, bir yaralanmanın bize bıraktığı bir hatıradır. İz bırakmadan bir yara iyileşmesi gerçekleşemez. Olsa olsa o iz, pek dikkati çekmeyen iyi bir haline getirilebilir. Bunun için yaralanmanın şekli dışında, kişinin özellikleri ve genetiğinin yanı sıra tedavinin nasıl yapıldığı ve bakımı da önem arzeder.

Ultrasonun Plastik Cerrahide Tanı Amacıyla Giderek Artan Kullanımı

Tıbbın birçok alanında tanı amacıyla uzun yıllardır kullanılmasına ve birçok hastalığın tanısının konulmasına yardımcı olmasına karşın ultrasonun, plastik cerrahide tanı amaçlı kullanımı oldukça yenidir. Toplardamarlarda oluşan pıhtıların saptanmasında kullanılabileceği gibi iki alanda daha kullanımıyla plastik cerrahiye çok önemli katkı sağlamıştır.

Bu yeni iki uygulama, liposuction ve yağ enjeksiyonları ile ilgilidir. Liposuction, karın bölgesinde etkili bir teknik olmasına karşın, dikkatsiz uygulamalarda -özellikle karın duvarı zayıfsa- yağ almak için kullanılan kanüllerin iç organ yaralanmalarına yol açması söz konusu olabilir. Ultrason, işlem öncesinde tanı amacıyla kullanılarak, karın duvarında bir fasya zayıflığı veya eksikliği saptanmasında yardımcı olabilir ve böylece işlem sırasında istenmeyen sonuçlardan kaçınılabilir.

İlgili konu: Yağ Aldırma Ameliyatı (Liposuction) Hakkında

Diğer uygulama ise, son yıllarda çok artan yağ enjeksiyonları ile ilgilidir. Brezilya kalçası olarak bilinen ve kalçaya yağ enjeksiyonu yapılan uygulamada, ne yazık ki son yıllarda ölüm vakalarına rastlanmıştır. Yapılan araştırmalar, yağ enjeksiyonunun kalçada, derine ve kaslara yapılması durumunda bu ihtimalin arttığını ortaya koymuştur. Ultrason ile yağ enjeksiyonunun deri altına yapıldığından emin olunduğunda, bu ölümcül komplikasyondan kaçınmak mümkün olmuştur. Ultrason ile yağ enjeksiyonunun kasa yapılmasından kaçınmaya çalışılmalıdır.

Ultrason, plastik cerrahide her geçen gün daha çok kullanılacak bir tanı tekniği olarak giderek daha çok önem kazanmaktadır.

Tecrübeli Doktorlar Genç Doktorlarla İlgili Ne Düşünür?

Günümüzde teknolojik gelişmeler dünyayı birçok açıdan çok değiştirdi. Eğitim biçimi ve yöntemleri değişti, uygulamalar her alanda yenilendi. Tıp alanında, tüm yeniliklere rağmen deneyim, önemli bir ölçüt olarak değerini koruyor. Eskinin fedakar insanlarına kıyasla, yaşamlarında kendilerini daha çok önemseyen gençler konusunda bir kıyaslama yapılabilir mi?

Amerika Birleşik Devletleri’nde, 10 tecrübeli doktora gençler konusunda neler düşündükleri sorulduğunda çok önemli sonuçlar ortaya çıktı.

İlgili konu: Plastik Cerrah Başka Bir Şeydir, Estetisyen Başka Bir Şey

Öncelikle, genç doktorların bilgiye ulaşmak için gayretli oldukları, etik konularda büyük oranda mükemmel davranmaya çalıştıkları, işe odaklanma konusunda başarılı bulundukları ortaya kondu.

Eskilerin uzun çalışma saatleri konusunda sessizliğine kıyasla, gençlerin seslerini yükselttikleri, itiraz ettikleri, ancak bunun gençlerin çalışma disiplininden uzak olduklarını anlamına gelmediği tartışıldı .

Genç doktorların daha dengeli bir iş ve özel hayat ilişkisi kurmaya çalıştıkları, ayrıca çalışma istekleri ve öğrenme konusunda gayretlerinin üst düzeyde olduğu vurgulandı.

Radyoterapi Görecek Hastalar İçin Önemli Bir Bilgi!

Meme kanserine yakalanan hastaların bir kısmının, tedavi süreci içinde radyoterapi görmeleri gerekebilmektedir.

Radyoterapistler, uzun yıllar tedavi görecek olan hastalara, tedavi öncesinde krem ve losyon kullanmamalarını öğütlediler. Burada, krem ve losyonların, radyoterapinin yol açacağı deri hasarlarını arttırabileceği veya deriyi, radyoterapinin toksik etkilerine karşı daha duyarlı hale getireceği düşüncesi hakimdi.

İlgili konu: Meme Ameliyatında Kullanılan Silikon, Kanser Yapar mı?

Araştırmalar, doktorların %90’ının bu yönde öğüt verdiğini, hastaların da %88 oranında bu yönde öğüt aldıklarını ortaya koydu.
Washington Üniversitesi’nden bir grup ise, normalde kullanılan ürünlerin içerik, miktar ve uygulandığı yüzeylerdeki kalınlıklarını ölçerek, bu önerinin bilimsel bir temeli olmadığını ortaya koydu.

Kullanılan ürünlerin metal içeriği çok azdı, x-ray ışınlarından etkilenmeyecek düzeyde oldukları, uygulama kalınlığının da 2 mm’den az olduğu görüldü. Bu basit ve hızlı çalışma, bu konudaki pratiği değiştirecek sonuçlar verdi. Aşırıya kaçılmadan, günlük bakım kremleri, rayoterapi görecek olan hastalarda, rahatlıkla kullanılabilir.

Lavanta: Anksiyete Giderici Etkisi Kanıtlandı!

Lavanta kokusunun rahatlatıcı ve endişe giderici etkisi uzun zamandır bilinmekle birlikte, bunun biolojik mekanizması ile ilgili net bir bilgiye sahip değildik. Ancak Japon bilim adamları, lavantanın içindeki linalool maddesinin buharlaşmasının koku sinirleri üzerine uyarıcı etkisi ile rahatlatıcı bir etkiyi başlattığını ortaya koydular.

İlgili konu: Estetik Ameliyata Gelirken Nasıl Bir Kıyafet Giyilmeli?

Bu konudaki çalışma, Davranış Bilimleri ile ilgili bir dergide yayınlandı. Kagosima Üniversitesi çalışmacıları, linalool maddesinin doğrudan sinir üzerine koku ile etki ettiğini, gevşetici etkisi için maddenin kan dolaşımına girmesinın gerekmediğini ortaya koydular. Çalışma koku alamayan farelerde bu etkinin oluşturulamadığını da ortaya konarak sınandı.

Bu çalışmanın sonuçları, ameliyat öncesi dönemde, lavanta kokusu ile hastaların anksiyetelerinin azaltılabileceği yönünde umut verdi.

Letdown: Rinoplastide Yeni Bir Dönem mi?

Rinoplasti, Türkiye’de en çok yapılan estetik ameliyatların başında geliyor ve daha iyi sonuçlar için çabalar ve çalışmalar aralıksız sürüyor. Burun sırtının hem güzel hem de doğal bir şekle kavuşması, bu çabaların yoğunlaştığı alanlardan biri. Son yıllarda, aslında 1960lardan beri bilinen ancak yaygın olarak kullanılmamış bir teknik geliştirilerek gündeme geldi.

Yeni adıyla “Letdown” olarak adlandırılan teknik, kabaca burun sırtında klasik tekniklerde olduğu gibi kemik ve kıkırdağı önce kesip, ayırıp, törpüleyip sonra tekrar kapatmak yerine, küçültme işlemini burun çatısını açmadan yaparak burun sırtının daha pürüzsüz olmasını sağladı. Tüm burun ameliyatlarında uygulanabilecek bir teknik olmamakla birlikte, bazı ilaveler ve yeniliklerle, giderek, daha çok olguda kullanmak mümkün oldu.

İlgili konu: Açık Teknik Burun Estetik Ameliyatı Nedir?

Sağladığı en önemli üstünlük ve avantaj, burun sırtının açılması ile oluşan açık çatı deformiteleri veya rinoplastiye dair bazı işaretleri önlemesi, dolayısıyla daha doğal sonuçlar ortaya koyması oldu.

Letdown tekniği, dikensiz bir gül bahçesi olmasa da, rinoplastide yeni bir dönemi başlattı ve giderek gelişiyor.

Meme Büyütmede Poliüretan Protezlerin Özellikleri

Meme büyütme ameliyatlarında silikon kullanımı, altın bir standart olarak uzun yıllardır yerini almıştır ve zaman zaman kullanılan soya yağı gibi başka dolgu maddelerine büyük bir üstünlük sağlamıştır. İçeriği silikon olmakla birlikte, dış yüzeyin kaplanmasında pürtüklü silikona kıyasla poliüretan kaplanması bazı durumlarda önemli bir avantaj sağlamaktadır.

Daha önce başarısız olmuş meme büyütme ameliyatları, meme dikleştirme ve büyütme ameliyatlarının tekrarlanması sırasında tekrar sarkmanın azaltılması, ileri düzeyde kapsül oluşmuş hastaların revizyonunda, poliüretan kaplı implantlar çok başarılı sonuçlar vermiştir.

İlgili konu: Meme Protezleri Arasındaki Farklar, Hangisi Daha İyi?

Poliüretan kaplı protezlerin sağladığı yumuşaklık ve doğallık dikkat çekicidir. Bu protezlerde kapsül gelişme oranları çok düşüktür. Ameliyat sırasında, protezin konulduğu yerde durması, çevre dokuyla erken ve yoğun bir şekilde bütünleşmesi, protezin yer değiştirme ihtimalini azaltmaktadır.

Bu özellikleri nedeniyle poliüretan kaplı protezler, meme kanseri nedeniyle memesi alınan hastalarda, meme onarımı yaparken tercih edilebilen protezler haline gelmektedir.

Kontrolsüz Estetik, Estetik Değildir!

Son zamanlarda muayenelerim sırasında dikkatimi çeken önemli konulardan bir tanesi, gereksiz talepleri ele alma biçimim oldu. Aşırı büyütülmek istenen dudaklar, çok küçültülmüş burunlar, kişinin beden yapısına uymayacak göğüs ölçüleri gibi talepleri uygun görmediğimi söyleyip çekilirken artık hastaları biraz daha ayrıntılı bilgilendirmeye ve bu uygulamaları neden doğru bulmadığımı anlatmaya çalışıyorum.

Estetik cerrahinin en temel kurallarından biri uyum. Yüzün kendi içinde uyumu, vücudun bölümlerinin birbirleri ile uyumu bizim kararlarımızda çok önemli bir yere sahip. Kişinin bu oranları gözetmeden ve aşırı sayılabilecek işlemleri yaptırması, zaman zaman rastladığımız ve çok dikkati çeken sorunlara yol açabiliyor.

İlgili konu: Estetik Ameliyatından Memnun Olmayanlar Ne Yapmalı?

“Aşırı olsa da yaptırırım, sonucu beğenmezsem düzeltiriz” tarzında bir yaklaşım da, ne yazık ki her zaman mümkün olmuyor. Bazı işlemleri geriye çevirmek mümkün olmayabiliyor veya geriye çevirmeye çalışırken ilave sorunlara yol açılabiliyor.

Bu nedenle, siz siz olun, plastik cerrahınız sizi uyarıyorsa dediklerini dikkatle dinleyin. Çok sayıda benzer uygulamaları yapmış olmalarından kaynaklanan tecrübelerini dikkate alın ve unutmayın: Kontrolsüz estetik, estetik değildir.

Probiyotikler ve Önemleri Konusunda Yanlışlarımız Var mı?

Son yıllarda, insan sağlığı için bağırsak florasının önemi, beslenme alışkanlıklarımızı gözden geçirmemize yol açtı. Glutenden kaçınmak ve probiotik kullanımı giderek yaygınlaştı.

Peki probiotikleri giderek daha yaygın bir şekilde kullanırken ne kadar doğru hareket ediyoruz?

Konuyla ilgili yapılan iki farklı çalışma bu konuda bazı şüphelere yol açtı. Biopsilerle desteklenen çalışmalar, probiotiklerin bir grup insanda çok yararlı olduğunu gösterirken, bir grup insanda ise etkisiz ve hatta zararlı olduğunu ortaya koydu.

İlgili konu: Liposuctionda Sağlıklı Beslenmenin Önemi

Çalışmalar özetlenecek olursa; probiotiklerin etkilerini değerlendirmek için dışkı örneklerinin yeterli olmadığı, bazı kişilerin mevcut floralarının probiotiklerle değişmediği, bazı kişilerde antibiotik kullanımından sonra probiotik kullanımının kişinin orjinal florasına dönmesine yardımcı olduğu için yararlı olduğu, probiotik kullanımının kişinin özellikleri ve florasına göre farklı etkiler gösterebildiği, hayvanlarda yapılan çalışmaların ise pek yol gösterici olmadığını söyleyebiliriz.

Siz siz olun, probiotik kullanacaksanız bu bilgileri göz önünde bulundurun ve mutlak bir fayda görmeyebileceğinizi unutmayın.