Radyoterapi Görecek Hastalar İçin Önemli Bir Bilgi!

Meme kanserine yakalanan hastaların bir kısmının, tedavi süreci içinde radyoterapi görmeleri gerekebilmektedir.

Radyoterapistler, uzun yıllar tedavi görecek olan hastalara, tedavi öncesinde krem ve losyon kullanmamalarını öğütlediler. Burada, krem ve losyonların, radyoterapinin yol açacağı deri hasarlarını arttırabileceği veya deriyi, radyoterapinin toksik etkilerine karşı daha duyarlı hale getireceği düşüncesi hakimdi.

İlgili konu: Meme Ameliyatında Kullanılan Silikon, Kanser Yapar mı?

Araştırmalar, doktorların %90’ının bu yönde öğüt verdiğini, hastaların da %88 oranında bu yönde öğüt aldıklarını ortaya koydu.
Washington Üniversitesi’nden bir grup ise, normalde kullanılan ürünlerin içerik, miktar ve uygulandığı yüzeylerdeki kalınlıklarını ölçerek, bu önerinin bilimsel bir temeli olmadığını ortaya koydu.

Kullanılan ürünlerin metal içeriği çok azdı, x-ray ışınlarından etkilenmeyecek düzeyde oldukları, uygulama kalınlığının da 2 mm’den az olduğu görüldü. Bu basit ve hızlı çalışma, bu konudaki pratiği değiştirecek sonuçlar verdi. Aşırıya kaçılmadan, günlük bakım kremleri, rayoterapi görecek olan hastalarda, rahatlıkla kullanılabilir.

Lavanta: Anksiyete Giderici Etkisi Kanıtlandı!

Lavanta kokusunun rahatlatıcı ve endişe giderici etkisi uzun zamandır bilinmekle birlikte, bunun biolojik mekanizması ile ilgili net bir bilgiye sahip değildik. Ancak Japon bilim adamları, lavantanın içindeki linalool maddesinin buharlaşmasının koku sinirleri üzerine uyarıcı etkisi ile rahatlatıcı bir etkiyi başlattığını ortaya koydular.

İlgili konu: Estetik Ameliyata Gelirken Nasıl Bir Kıyafet Giyilmeli?

Bu konudaki çalışma, Davranış Bilimleri ile ilgili bir dergide yayınlandı. Kagosima Üniversitesi çalışmacıları, linalool maddesinin doğrudan sinir üzerine koku ile etki ettiğini, gevşetici etkisi için maddenin kan dolaşımına girmesinın gerekmediğini ortaya koydular. Çalışma koku alamayan farelerde bu etkinin oluşturulamadığını da ortaya konarak sınandı.

Bu çalışmanın sonuçları, ameliyat öncesi dönemde, lavanta kokusu ile hastaların anksiyetelerinin azaltılabileceği yönünde umut verdi.

Letdown: Rinoplastide Yeni Bir Dönem mi?

Rinoplasti, Türkiye’de en çok yapılan estetik ameliyatların başında geliyor ve daha iyi sonuçlar için çabalar ve çalışmalar aralıksız sürüyor. Burun sırtının hem güzel hem de doğal bir şekle kavuşması, bu çabaların yoğunlaştığı alanlardan biri. Son yıllarda, aslında 1960lardan beri bilinen ancak yaygın olarak kullanılmamış bir teknik geliştirilerek gündeme geldi.

Yeni adıyla “Letdown” olarak adlandırılan teknik, kabaca burun sırtında klasik tekniklerde olduğu gibi kemik ve kıkırdağı önce kesip, ayırıp, törpüleyip sonra tekrar kapatmak yerine, küçültme işlemini burun çatısını açmadan yaparak burun sırtının daha pürüzsüz olmasını sağladı. Tüm burun ameliyatlarında uygulanabilecek bir teknik olmamakla birlikte, bazı ilaveler ve yeniliklerle, giderek, daha çok olguda kullanmak mümkün oldu.

İlgili konu: Açık Teknik Burun Estetik Ameliyatı Nedir?

Sağladığı en önemli üstünlük ve avantaj, burun sırtının açılması ile oluşan açık çatı deformiteleri veya rinoplastiye dair bazı işaretleri önlemesi, dolayısıyla daha doğal sonuçlar ortaya koyması oldu.

Letdown tekniği, dikensiz bir gül bahçesi olmasa da, rinoplastide yeni bir dönemi başlattı ve giderek gelişiyor.

Meme Büyütmede Poliüretan Protezlerin Özellikleri

Meme büyütme ameliyatlarında silikon kullanımı, altın bir standart olarak uzun yıllardır yerini almıştır ve zaman zaman kullanılan soya yağı gibi başka dolgu maddelerine büyük bir üstünlük sağlamıştır. İçeriği silikon olmakla birlikte, dış yüzeyin kaplanmasında pürtüklü silikona kıyasla poliüretan kaplanması bazı durumlarda önemli bir avantaj sağlamaktadır.

Daha önce başarısız olmuş meme büyütme ameliyatları, meme dikleştirme ve büyütme ameliyatlarının tekrarlanması sırasında tekrar sarkmanın azaltılması, ileri düzeyde kapsül oluşmuş hastaların revizyonunda, poliüretan kaplı implantlar çok başarılı sonuçlar vermiştir.

İlgili konu: Meme Protezleri Arasındaki Farklar, Hangisi Daha İyi?

Poliüretan kaplı protezlerin sağladığı yumuşaklık ve doğallık dikkat çekicidir. Bu protezlerde kapsül gelişme oranları çok düşüktür. Ameliyat sırasında, protezin konulduğu yerde durması, çevre dokuyla erken ve yoğun bir şekilde bütünleşmesi, protezin yer değiştirme ihtimalini azaltmaktadır.

Bu özellikleri nedeniyle poliüretan kaplı protezler, meme kanseri nedeniyle memesi alınan hastalarda, meme onarımı yaparken tercih edilebilen protezler haline gelmektedir.

Kontrolsüz Estetik, Estetik Değildir!

Son zamanlarda muayenelerim sırasında dikkatimi çeken önemli konulardan bir tanesi, gereksiz talepleri ele alma biçimim oldu. Aşırı büyütülmek istenen dudaklar, çok küçültülmüş burunlar, kişinin beden yapısına uymayacak göğüs ölçüleri gibi talepleri uygun görmediğimi söyleyip çekilirken artık hastaları biraz daha ayrıntılı bilgilendirmeye ve bu uygulamaları neden doğru bulmadığımı anlatmaya çalışıyorum.

Estetik cerrahinin en temel kurallarından biri uyum. Yüzün kendi içinde uyumu, vücudun bölümlerinin birbirleri ile uyumu bizim kararlarımızda çok önemli bir yere sahip. Kişinin bu oranları gözetmeden ve aşırı sayılabilecek işlemleri yaptırması, zaman zaman rastladığımız ve çok dikkati çeken sorunlara yol açabiliyor.

İlgili konu: Estetik Ameliyatından Memnun Olmayanlar Ne Yapmalı?

“Aşırı olsa da yaptırırım, sonucu beğenmezsem düzeltiriz” tarzında bir yaklaşım da, ne yazık ki her zaman mümkün olmuyor. Bazı işlemleri geriye çevirmek mümkün olmayabiliyor veya geriye çevirmeye çalışırken ilave sorunlara yol açılabiliyor.

Bu nedenle, siz siz olun, plastik cerrahınız sizi uyarıyorsa dediklerini dikkatle dinleyin. Çok sayıda benzer uygulamaları yapmış olmalarından kaynaklanan tecrübelerini dikkate alın ve unutmayın: Kontrolsüz estetik, estetik değildir.

Probiyotikler ve Önemleri Konusunda Yanlışlarımız Var mı?

Son yıllarda, insan sağlığı için bağırsak florasının önemi, beslenme alışkanlıklarımızı gözden geçirmemize yol açtı. Glutenden kaçınmak ve probiotik kullanımı giderek yaygınlaştı.

Peki probiotikleri giderek daha yaygın bir şekilde kullanırken ne kadar doğru hareket ediyoruz?

Konuyla ilgili yapılan iki farklı çalışma bu konuda bazı şüphelere yol açtı. Biopsilerle desteklenen çalışmalar, probiotiklerin bir grup insanda çok yararlı olduğunu gösterirken, bir grup insanda ise etkisiz ve hatta zararlı olduğunu ortaya koydu.

İlgili konu: Liposuctionda Sağlıklı Beslenmenin Önemi

Çalışmalar özetlenecek olursa; probiotiklerin etkilerini değerlendirmek için dışkı örneklerinin yeterli olmadığı, bazı kişilerin mevcut floralarının probiotiklerle değişmediği, bazı kişilerde antibiotik kullanımından sonra probiotik kullanımının kişinin orjinal florasına dönmesine yardımcı olduğu için yararlı olduğu, probiotik kullanımının kişinin özellikleri ve florasına göre farklı etkiler gösterebildiği, hayvanlarda yapılan çalışmaların ise pek yol gösterici olmadığını söyleyebiliriz.

Siz siz olun, probiotik kullanacaksanız bu bilgileri göz önünde bulundurun ve mutlak bir fayda görmeyebileceğinizi unutmayın.

Hastaların Bilgilendirilmesi Neden Önemli?

Yakınlarda yurt dışında yaşanan bir örnek, hastaların gerek ameliyat, gerekse ameliyatsız tedavilerde tahlil sonuçları ve tedavinin gidişi konusunda bilgilendirilmeleri konusundaki önemi ortaya çıkardı.

Özetle, memesinde bir kitle ile genel cerraha başvuran hasta, ailesinde meme ve kolon kanseri olduğunu beyan ediyor. Kitlenin başta enfeksiyona benzediğini belirleyen cerrah, antibiotik tedavisi öneriyor ve sonrasinda hastayı radyologa yolluyor.

İlgili konu: Estetik Ameliyat Öncesi Doğru Doktor Nasıl Seçilir?

Radyolog, ilk değerlendirmeden sonra ultrason veya meme MR’ı eşliğinde bir biopsi yapılmasını öneriyor ve genel cerraha da bu konuda bir not yazıyor. Genel cerrah, asistanı aracılığıyla radyologun biopsi için randevu verdiğini öğrenince her şeyin yolunda olduğunu düşünüyor. Ancak hasta, radyologun verdiği randevuya gitmiyor. Radyolog randevunun gerçekleşmediğini genel cerraha bildirmiyor. Genel cerrah ise biopsinin yapıldığını ve sorun olmadığını düşünüyor. Yaklaşık 30 ay sonra hasta artık ilerlemiş bir meme kanseri ile tekrar başvurduğunda iletişim kazasının detayları ortaya çıkıyor.

Bazı hastalar evhamlı ve çok sorgulayıcı olabilirken, bazılarının vurdumduymaz olduğunu görüyoruz. Hastayı ürkütmemek için bulgularımız ve tahlil sonuçlarını tanımız netleşene kadar paylaşmakta bazen aşırı temkinli olabiliriz. Bu olguda görüldüğü gibi, hastayı onu bekleyen tehlikeler konusunda uyarmak için daha gayretli olmamız gerekiyor.

Bariatrik Cerrahi Hayat Kurtarıyor!

İleri derecede şişman kişilerin mide küçültme ameliyatı başta olmak üzere, zayıflamalarını sağlamak için yapılan ameliyatlara genel olarak bariatrik cerrahi adı verilmektedir. Giderek artan bir sayıda yapılan bu ameliyatların sayısı, geçtiğimiz yıl Amerika Birleşik Devletleri’nde 200.000’i aşmıştır.

Son çalışmalar, bariatrik ameliyatların kalp krizi, inme, felç gibi damar hastalıklarını azalttığına dair değerli sonuçlar ortaya koymuştur. Özellikle şeker hastalarında, göz damarları ve sinirleri etkileyen küçük damar hastalıklarına faydası bilinmekle birlikte, kalp ve beyini etkileyen büyük damarlarla ilgili bu bulgular ölüm riskini azaltması açısından çok önemlidir.

İlgili konu: Kilolu Hastalar İçin Bariatrik Cerrahi Öneriyor muyum?

Bariatrik cerrahi bunu sadece kan şekerini düşürerek ve kontrolünü kolaylaştırarak sağlamamaktadır. Kilo verilmesini kolaylaştırarak, tansiyon kontrolü ve kolestrol değerlerini de düzenlemektedir. Uyku apnesi üstünde de faydaları vardır.

Bu konudaki istatistiki sonuçlar, kalp krizini %50, buna bağlı ölüm oranını ise %60’tan fazla azalttığını ortaya koymuştur. Çalışmalar, vücut kitle indeksi 35 üstü ve diabetik olan bariatrik cerrahi yaptırmış ve yaptırmamış kişileri kıyasladığı için çok kıymetli olarak değerlendirilebilir.

Meme Küçültme ve Dikleştirme Ameliyatları ile Meme Kanserinin İlişkisi

Meme küçültme ve meme dikleştirme ameliyatları meme kanserine yol açmayacağı gibi, meme kanserinden de korumaz.

İleri derecede büyük memelerin küçültülmesi, meme dokusunda azalmaya yol açtığı için ve kalan meme dokusunun radyolojik olarak takibini kolaylaştıracağı için bir anlamda faydalıdır.

İlgili konu: Meme Kanseri Olanlarda Diğer Meme Alınmalı mı?

Meme ameliyatı olan kişiler genellikle dikkatli, meme sağlığının öneminin farkında ve düzenli olarak meme incelemelerini yaptıran hastalardır. Bu nedenle, memede oluşabilecek değişikliklerin saptanması bu hasta grubunda kolaylıkla yapılır.

Cerrahlar, meme ameliyatları sırasında meme dokusunu olumsuz etkileyebilecek sıkı dikişler ve uygulamalardan kaçınırlar. Buna özen gösterilmezse meme dokusunun beslenmesi bozulabilir ve memede sertlikler, kireçlenmeler ve kistler oluşabilir. Bunların mamografi ve ultrason gibi yöntemlerle takip edilmesi gerekebilir.

Meme Küçültme ve Dikleştirme Ameliyatlarından Sonra İyileşme Süreci

Meme küçültme ve meme dikleştirme ameliyatlarından sonra hastanede kalış süresi genellikle kısadır. 1 gece hastanede yatmak çoğu zaman yeterlidir. Bunu takiben 2-3 günlük bir ev istirahatinden sonra çok yorucu bir tempoda olmamak koşulu ile ev dışında günlük hayata başlanabilir.

Kolları, yaklaşık 2 hafta ağır işlerde kullanmamak ve çok yükseklere kaldırarak germemek iyi olur. Uzun yürüyüşlere 1 hafta içinde başlanabilir ancak koşu gibi sıçrayarak yapılan aktivitelerden 3-4 hafta uzak kalmak, kolları zorlayan ağır sporları ise 6 hafta kadar yapmamak yerinde olur.

İlgili konu: Karından Alınan Yağ ile Meme Ameliyatı Yapılabilir mi?

Çok çabuk yan yatılabilir olsa bile 1 ay kadar yüzü koyun yatmamak yerinde olur. Aşırı sıcak banyolar, sauna ve solarium gibi ortamlardan 2 ay kadar uzak kalmakta fayda vardır.

Peki bu ameliyatlardan sonra iz kalır mı?

Meme küçültme ve dikleştirme ameliyatlarından sonra iz kaçınılmazdır. Ancak bu izleri kısa tutmak ve uygun yerlere konumlandırmak için çaba gösterilir. Meme başının çevresinde, renkli ve renksiz bölümün birleşme yerindeki iz genellikle çok iyi iyileşir ve dikkati çekmez. Kullanılan tekniğe göre meme altı kıvrımı ve memenin alt kadranında dikine bir kesi kullanılmışsa burada da izler oluşur. İlk aylarda izler daha belirgin olur, ilerleyen aylarda ise giderek soluklaşır.

İzler , dekolte bölgesine yerleştirilmez. İç çamaşırı ve bikininin altında kalacak şekilde planlanmasına çalışılır.