Burun Ameliyatlarından Sonra Solunum Sıkıntısı

Burun ameliyatları çoğu zaman estetik nedenlerle yapılsa da, başvuran kişilerin önemli bir kısmında eşlik eden solunum zorlukları da vardır. Ameliyat planlamalarında, solunumun daha iyi olması için varsa septum eğrilikleri ya da burun içindeki etlerde mevcut büyümelerin küçültülmesi gibi ilave işlemler eklenir. Bu uygulamalar ile birlikte ameliyattan sonra kişinin burnundan daha rahat nefes alması çoğu zaman mümkündür.

Ancak bir grup hastada, ameliyattan önce solunumla ilgili bir şikayet olmamasına rağmen ameliyattan sonra nefes alıp vermekte bir zorlukla karşılaşılması, gerek kişilerin anatomilerinin, gerekse ameliyatta yapılan bazı işlemlerin gözden geçirilmesine yol açmıştır.

İlgili konu: Dikişsiz Burun Ameliyatı Hakkında

Ameliyatta, burnun küçültülmesi için yapılan işlemlerin bir bölümünün burun içindeki anatomiyi daralttığı söylenebilir. Neden bazı hastalarda bu durum daha belirgin, bazı hastalarda belirsiz olmaktadır? Bu soruya cevap verebilecek bir çalışma son günlerde yayınlandı. Burun anatomisinin kemik ve kıkırdak oranlarının incelendiği çalışmada, kısa burun kemiklerine sahip kişilerde (burun uzunluğunun yarısından daha kısa kemik olması) septumun boyutları ve solunum alanının estetik ameliyatlardan daha çok etkilenebilecek özellikte olduğunu ortaya koydu.

Bu bilgi ile, kısa burun kemiklerine sahip kişilerin estetik ameliyatlardan sonra daha çok solunum sıkıntısı yaşayabilecekleri ve bunun için ilave önlem alınması gerektiği söylenebilir.

Penis Büyütme Amacıyla Kullanılan Dolgular: İşler Ters Gidebilir mi?

Penis boyunun yeterli büyüklükte olmadığını düşünen erkekler, cerrahi veya kozmetik işlemler için doktorlara başvururlar. Ancak, yapılan girişimlerin önemli bir kısmında sorunlarla karşılaşılmakta ve bu sorunların düzeltilmesi zor olabilmektedir.

Uluslararası Androloji Derneği’nin yaptığı bir araştırma, porno seyreden erkeklerin daha büyük bir penis talebi olduğunu ortaya koydu. Erkeklerin bu konuda yetersiz bilgileri milyonlarca dolarlık bir endüstri oluşmasına yol açtı. Gerek ilaçlar, gerek dolgularla penis büyütme işlemlerine başvuruldu. Ancak, bu uygulamaların gerçekten işe yaradığına dair bilimsel bir sonuç ortaya konulamadı.

İlgili konu: Erkekte Göğüs Küçültmeyi (Jinekomasti) Kimler Yaptırmalı?

Aynı şekilde, cerrahi olarak penisin bağlarının kesilmesi, daha uzun görünen ama erekte bölümde bir değişikliğe yol açmayan penislere yol açtı.

Son yıllarda, penisin çapını arttıran girişimlerde ciddi bir artışa rastlandı. Oldukça pahalı ve dolgu ile gerçekleştirilen bu yöntem, sorgulanması gereken bir yöntem.

Kişinin kendi yağı veya hyalunorik asit kullanılarak yapılan bu işlemlerin etkinliği tartışmalı, tekrarlanmaları gerekiyor ve bazı komplikasyonlara yol açıyor. Ele gelen sertlikler, sıvı artışı gibi komplikasyonların düzeltilmesi de bazen çok güç olabiliyor.

Kriyoablasyon (Dondurarak) Tedavi: Meme Kanserine Alternatif Tedavi

Bir araştırma merkezinde yapılan yeni bir çalışma, erken evrede yakalanan meme kanserlerinde, cerrahi tedavi uygulanmadan, radyolojik olarak tümörün yerinin saptanması ve dondurulması (Kriyoablasyon) şeklinde bir tedavi yönteminin etkin olabileceğini ortaya koydu. Çalışmayı yürüten bilim adamı Dr. Tomkovich, sonuçların beklentisinin çok üzerinde olduğunu belirtti.

Bu gelişmenin arkasında, özellikle görüntüleme tekniklerindeki gelişmelerin büyük payı olduğunu belirtmek gerekir. Giderek daha küçük kanserli dokuların farkedilebilmesi sayesinde alternatif tedavi yöntemleri gündeme gelmiştir ve kriyoablasyon bu tedavi seçeneklerinden bir olmuştur.

İlgili konu: Meme Kanseri Olanlarda Diğer Meme Alınmalı mı?

60 kadında yapılan ve hormon reseptörleri pozitif olan, tümor çapı 1,5 cm’den küçük olan kanserlerde, ultrason eşliğinde yapılan girişimle, tümörlerin çevresinde bir buz küresi oluşturularak tedavi uygulanmış.

Hiçbir yan etkiye rastlanmadan %100 iyileşme sağlanması üzerine, Kriyoablasyon yani dondurarak tedavi küçük tümörlerde cerrahi yerine bir tedavi alternatifi olarak kabul görmüş.

Melatonin Kullanımı Artıyor, Peki Güvenli mi?

Özellikle uyku bozuklukları için tavsiye edilen melatonin, giderek artan bir hızla tüketilmekte. ABD’de 2018 yılında melatonin içeren haplar için 400 milyon dolar harcanmış. 2012 yılında ise bu rakam yaklaşık yarısı kadardı. Artış hızı müthiş. 3 milyon erişkin, yarım milyon çocuk kullanıyor. Öylesine bir sektör haline gelmiş ki melatoninli çaylardan, ağız spreylerine, hayvan şekilli jellere kadar farklı şekilde üretiliyor ve pazarlanıyor.

Ancak, melatonin basit bir madde değil, bir hormon. Kolay ulaşılabilir olması nedeniyle çok hafife alınabiliyor.

Peki bu hormon ve kullanımı ne kadar güvenli?

İlgili konu: Estetik Alanında Sosyal Medyada Nelere Dikkat Edilmeli?

Çocuklarda kullanımı konusunda çok dikkatli olunması gerekiyor. Yanlış kullanımı ve doz aşırılığı nedeniyle yapılan başvurular hızla artıyor. Bunun bir vitamin olmadığı, bir hormon olduğu hatırlanmalı. Uykuya yardımcı etkileri tartışılmaz. Kısa dönemli kullanımları ile ilgili bir sorun yokken uzun vadeli kullanımları ile ilgili bilgilerimiz kısıtlı.

1958 yılında keşfedilen bu ilaç, vücudun doğal saatini düzenleyerek etki ediyor. Gün ışığı azaldıkça vücutta melatonin yükseliyor ve uyku hissi oluşuyor. Dışarıdan alınan hormon bu şekilde uykuya yardım ediyor.

Uzun ve aşırı kullanımında, vücudun doğal saatinde şaşmalara yol açabiliyor. Ayrıca yanlış saatlerde almamak gerekiyor. Çocuklarda doktor kontrolünde kullanalım ve uzun döneme yaymayalım.

PRP Cilt Bakımı İçin Ne Denli Faydalı?

PRP, kişinin kendi kanından hazırlanan trombositten zengin plazmanın yüze enjeksiyonu ile ciltte canlanma ve iyileşmeler sağlamayı hedefleyen ve giderek yaygınlaşan bir teknik. Genellikle 3 haftada bir, 2-3 seans olarak uygulanan bu tekniğin yararlarını araştırmak üzere Chicago’da bir araştırma yapıldı.

19 hastada yüzün bir yarısına PRP enjekte edilirken diğer yarısına ise serum salin enjekte edildi. İlginç bir şekilde, 2 bağımsız dermatolog değrlendirme sırasında bir fark göremezken, uygulama yapılan kişiler 6 ay sonra tedavi yapılan tarafı daha iyi olarak değerlendirdiler.

İlgili konu: Yüz Gençleştirme

Kızarıklık, hafif şişlik, morluk ve zaman zaman kaşıntıya rastlanmasıyla birlikte kısa bir süre sonra hiçbir yan etkiye rastlanmadı. Çin’de yapılan ayrı bir çalışma da PRP’nin dokunun yenilenmesi, kan damarlarının gelişmesi açısından faydalarını ortaya koydu.

Bu çalışmalar ile PRP’nin botox ve lazer tedavileri gibi zaman zaman, örneğin 6 ayda bir tekrarlanarak uygulanmasının yaşlanma süreci üzerine geciktirici bir etki sağlamasının mümkün olabileceğini söylemek mümkün.

İlave çalışmalar, PRP’nin hangi sıklıkla ve hangi metodlarla uygulanmasıyla daha etkin olabileceğini ortaya koyacaktır.

Selülit İçin Çözüm Bulundu mu? Hedef 2020!

Endo, tıp alanında faaliyet gösteren ve son yıllarda estetik konusunda da çalışmaları olan bir firma. Geçen günlerde yayınladığı raporunda, üzerinde çalıştığı bir ilacın 2020 yılının sonlarına doğru piyasaya sürüleceğini ve deneme testlerinin çok başarılı olduğunu duyurdu.

Jenerik ilaçlar yapan firmanın yetkilileri, gelecek yılın ikinci yarısında selulit tedavisi için ilacın onayını alabileceklerini ve böylece deride portakal kabuğunu anımsatan değişikliklere yol açan durumun artık tedavi edilebileceğini öne sürdüler.

İlgili konu: Bacak İçin Yağ Aldırma Ameliyatı Yaptırmalı mıyım?

Testlerde, CCH içeren ilacın selulit tedavisinde anlamlı farklar yarattığı görüldü. Ancak, bu konuda daha güçlü bilgilere ihtiyaç duyuyoruz. Önümüzdeki günlerde daha ayrıntılı çalışmaları görmeyi umuyoruz.

Endo firması halen aynı ilacı, Xiaflex adıyla, farklı dozlarda ağrılı ereksiyonların düzeltilmesinde ve el parmaklarını kısıtlayan dupuytren hastalığının tedavisinde de kullanmakta. İddia edildiği gibi bu ilaç, selulit tedavisine bir fayda sağlarsa estetik cerrahinin önemli sorunlarından biri için önemli bir adım atılmış olacak.

Tavuk Yemeli miyiz?

Son yıllarda, sağlıklı beslenme konusunda artan bir farkındalıktan söz edebiliriz. Bu konuda genel kurallardan birisi de kırmızı etten kaçınarak, tavuk ve balık gibi beyaz etler yemeye dikkat etmemiz gerektiği yönündeki uyarılardır. Ancak bu önerilerle çelişen görüşlere de rastlamaktayız.

Michigan Üniversitesi’nin spor koçlarından birisi oyuncularına tavuk yememelerini öğütlemektedir. Nedeni ise tavukların sinirli kuşlar olmalarıdır!

İlgili konu: Dünyanın En İyi ve En Kötü Diyetleri

Aynı koç, tavuk yemenin bazı hastalıklara yol açacağını da düşünmektedir. Bu esprili öyküyü bir kenara bırakacak olursak, daha bilimsel bir çalışmada tavuk tüketiminin toplar damar hastalıklarını azalttığına dair bulgular ortaya konmuştur.

Sağlıklı beslenme ile ilgili her geçen gün yeni ve farklı bilgiler ortaya konmaktadır. Tavuk, önemli bir beyaz et ve protein kaynağıdır ve beslenmede yabana atılmamalıdır.

İzler: Yara, Ameliyat ve Travmaların Üzerimizde Bıraktığı Hatıralar

Tıbbın ilk kuralı, Hipokrat’tan beri değişmemiştir: “Primum non nocere”

Türkçesi “Önce zarar verme” demektir. Bu ilke tıbbı belirleyen en önemli kurallardan biridir.

Diğer yandan bildiğimiz bir başka önemli konu da, vücudun ve özellikle derinin bütünlüğünü bozan herhangi bir şeyin (ameliyat kesisi, bir yanık veya yaralanma) dokuda ve deride iz bırakmasıdır. Bu iz, az veya çok, hafif veya belirgin, az veya çok dikkat çeken, ağrılı veya ağrısız olabilir. Ancak mutlaka bir iz kalır. İzin olumlu veya olumsuz olmasını belirleyen çok sayıda faktör vardır. Bunların bir kısmı, yaralanma tipi ile ilgilidir, bir kısmı yaralanan bölgenin özellikleri veya kişinin genetik veya fiziksel özellikleri ile ilgilidir. Bir kısmı ise tedavinin biçimi, doğru bir yaklaşım olup olmadığı, kullanılan malzemeler gibi tedaviyi üstlenen doktor ile ilgili özelliklerdir.

Bunlara sırasıyla bakacak olursak, yaralanma tipi nasıl bir izin kalacağını belirlemekte çok önemlidir. Temiz bir cisimle oluşmuş, düzgün bir kesi veya yaralanma genellikle daha iyi bir iz oluşmasına yol açar. Cerrahın bistüri ile yaptığı bir kesi, düzgün bir cam kesisi buna örnek oluşturabilir. Buna karşın, kirli, düzensiz bir yara kötü iyileşir ve dikkati çeken bir iz bırakır. Aynı şekilde, sıcak su ile oluşan yüzeysel bir yanık daha çabuk ve iyi iyileşirken, kızgın bir yağ ile oluşan derin bir yanık kötü iz bırakır.

İlgili konu: Yara İzi Olmadan Estetik Ameliyat Mümkün mü?

Ancak, unutmamak gerekir ki, vücudun farklı bölgeleri aynı biçimde oluşmuş travmalara farklı tepki verebilir. Örneğin, düzgün ve temiz bir kesi göz kapağında oluşmuşsa, göz kapağı derisi ince olduğu için mükemmel iyileşirken, aynı özellikte bir kesi sırt veya omuz gibi bir alanda çok dikkati çeken bir iz bırakabilir. Deri bu bölgelerde daha kalın olduğu ve alttaki kasların germe etkisi daha fazla olduğu için iyileşme sırasında kollajen liflerine olumsuz etki ile kötü nedbe oluşumu neredeyse kaçınılmazdır. Hastaların büyük bir kısmı aynı yaralanma ile vücudun çeşitli yerlerinde oluşan izlerin bu denli farklı olmasını anlamakta güçlük çekerler.

Yaş, yaralanmalardan sonra oluşan izlerin kalitesini çok etkiler. Yaşlı insanlarda, sanılanın aksine izler çok daha iyidir ve az dikkati çeker. En kötü izler ise ergenlik döneminde karşımıza çıkar. Çocukluk dönemini ise ikiye ayırmak gerekir. Bebeklik dönemi iz açısından olumlu iken, oyun çocukluğu dönemi iz açısından kötüdür.

Yaraların, vücudun kıvrımları ve çizgileri ile ilişkisi de oldukça ilginçtir. Eğer bir iz, vücudun doğal bir kıvrımına denk gelirse (alın çizgisi ya da kasık vb), iyileşirken bu doğal kıvrımların içinde kaybolur ve pek dikkati çekmez. Ancak vücudun, özellikle derinin kıvrımları ve çizgileri ile uyuşmayan, onları dikine kateden izler çok belirgin olabilir.

Yara iyileşmesi ve izler konusunda, derinin rengi, kişinin genetiği ve fiziksel özellikleri de önemli olabilir. Koyu tenli kişilerde izler daha belirgindir, açık tenlilerde izler daha az dikkati çeker. Hipertrofik nedbe ve keloid gibi aşırı izler, kalın, kabarık ve kaşıntılı izler, derinin tonu arttıkça daha çok karşımıza çıkar.

Şeker hastalığı, damar sertliği gibi hastalıklarda, yara iyileşmesinin gecikmesine ve kötü izlere yol açabilir.

Bazı genetik yatkınlıklar kötü iz oluşmasına yol açabilir. Ailede kötü ize sıkça rastlanıyorsa, benzer bir durumla karşılaşmak söz konusu olabilir.

Yaralanmanın şekli ve kişinin özelliklerinin yanı sıra bir yaranın nasıl bir iz bırakacağını belirleyen bir başka önemli faktör de tedaviyi yapan ve tedavinin nasıl yapıldığıdır.

Plastik cerrahide, bir yarayı onarırken dikkat edilen önemli prensiplere bakarsak: Tedavi sırasında en ideal yöntemlerin kullanılmasına dikkat edilir. Yara iyice temizlenir, temizlenirken hücre hasarı yaratmayacak şekilde antiseptikler kullanılır. Ölü dokular alandan uzaklaştırılır. Tedavi çok iyi aydınlatılmış bir ortamda, çok hassas ve uygun aletlerle yapılmalıdır. Kaba aletler ve malzemeler ile iyi bir tedavi yapılamaz. Yara dikilecekse az reaksiyon yapan ve o dokuyu bir arada tutabilecek kalınlık ve özellikte dikiş malzemeleri kullanılır. Dokuların doğru bir şekilde karşı karşıya getirilmesi çok önemlidir. Kaş, dudak kenarı gibi alanlarda bu konu çok önemlidir. Ne kadar ince bir iz bile olsa kaşın, dudağın hizasını bozan bir iz çok dikkati çeker. Bunların düzeltilmesi de zordur.

Yaralanmalarda ilk tedavi alınacak sonucu belirlemede çok önemlidir. Ancak yaranın sonraki bakımı da özenle yapılmalıdır. Çok iyi onarılsa bile bakım iyi yapılamayacak olursa, yara enfeksiyonu oluşabilir ve bu da kötü bir ize yol açabilir.

İz, bir yaralanmanın bize bıraktığı bir hatıradır. İz bırakmadan bir yara iyileşmesi gerçekleşemez. Olsa olsa o iz, pek dikkati çekmeyen iyi bir haline getirilebilir. Bunun için yaralanmanın şekli dışında, kişinin özellikleri ve genetiğinin yanı sıra tedavinin nasıl yapıldığı ve bakımı da önem arzeder.

Ultrasonun Plastik Cerrahide Tanı Amacıyla Giderek Artan Kullanımı

Tıbbın birçok alanında tanı amacıyla uzun yıllardır kullanılmasına ve birçok hastalığın tanısının konulmasına yardımcı olmasına karşın ultrasonun, plastik cerrahide tanı amaçlı kullanımı oldukça yenidir. Toplardamarlarda oluşan pıhtıların saptanmasında kullanılabileceği gibi iki alanda daha kullanımıyla plastik cerrahiye çok önemli katkı sağlamıştır.

Bu yeni iki uygulama, liposuction ve yağ enjeksiyonları ile ilgilidir. Liposuction, karın bölgesinde etkili bir teknik olmasına karşın, dikkatsiz uygulamalarda -özellikle karın duvarı zayıfsa- yağ almak için kullanılan kanüllerin iç organ yaralanmalarına yol açması söz konusu olabilir. Ultrason, işlem öncesinde tanı amacıyla kullanılarak, karın duvarında bir fasya zayıflığı veya eksikliği saptanmasında yardımcı olabilir ve böylece işlem sırasında istenmeyen sonuçlardan kaçınılabilir.

İlgili konu: Yağ Aldırma Ameliyatı (Liposuction) Hakkında

Diğer uygulama ise, son yıllarda çok artan yağ enjeksiyonları ile ilgilidir. Brezilya kalçası olarak bilinen ve kalçaya yağ enjeksiyonu yapılan uygulamada, ne yazık ki son yıllarda ölüm vakalarına rastlanmıştır. Yapılan araştırmalar, yağ enjeksiyonunun kalçada, derine ve kaslara yapılması durumunda bu ihtimalin arttığını ortaya koymuştur. Ultrason ile yağ enjeksiyonunun deri altına yapıldığından emin olunduğunda, bu ölümcül komplikasyondan kaçınmak mümkün olmuştur. Ultrason ile yağ enjeksiyonunun kasa yapılmasından kaçınmaya çalışılmalıdır.

Ultrason, plastik cerrahide her geçen gün daha çok kullanılacak bir tanı tekniği olarak giderek daha çok önem kazanmaktadır.

Tecrübeli Doktorlar Genç Doktorlarla İlgili Ne Düşünür?

Günümüzde teknolojik gelişmeler dünyayı birçok açıdan çok değiştirdi. Eğitim biçimi ve yöntemleri değişti, uygulamalar her alanda yenilendi. Tıp alanında, tüm yeniliklere rağmen deneyim, önemli bir ölçüt olarak değerini koruyor. Eskinin fedakar insanlarına kıyasla, yaşamlarında kendilerini daha çok önemseyen gençler konusunda bir kıyaslama yapılabilir mi?

Amerika Birleşik Devletleri’nde, 10 tecrübeli doktora gençler konusunda neler düşündükleri sorulduğunda çok önemli sonuçlar ortaya çıktı.

İlgili konu: Plastik Cerrah Başka Bir Şeydir, Estetisyen Başka Bir Şey

Öncelikle, genç doktorların bilgiye ulaşmak için gayretli oldukları, etik konularda büyük oranda mükemmel davranmaya çalıştıkları, işe odaklanma konusunda başarılı bulundukları ortaya kondu.

Eskilerin uzun çalışma saatleri konusunda sessizliğine kıyasla, gençlerin seslerini yükselttikleri, itiraz ettikleri, ancak bunun gençlerin çalışma disiplininden uzak olduklarını anlamına gelmediği tartışıldı .

Genç doktorların daha dengeli bir iş ve özel hayat ilişkisi kurmaya çalıştıkları, ayrıca çalışma istekleri ve öğrenme konusunda gayretlerinin üst düzeyde olduğu vurgulandı.