Robotik Cerrahi Meme Kanserinde Kullanılabilir mi?

Hızla gelişen teknoloji, cerrahi uygulamalarda kolaylık sağlayan ve hastanın güvenliğini arttıran birçok uygulamayı yaygınlaştırdı. Bunların başında ise önemli ve büyük ameliyatlarda kullanılan robotik cerrahi geliyor. Özellikle prostat kanserlerinde çığır açan bu uygulama, cerrahi işlemin komplikasyonlarını azaltmış ve giderek yaygınlık kazanmıştır.

Prostat cerrahisinde robot uygulamasının başarılı olmasıyla, birçok başka kanser ameliyatında robot kullanılması konusunda arayışlar başlamıştır. Bunlardan biri de meme kanseri tedavisi olmuştur. Meme kanserinde robot kullanımı uygulamalarına ait örnekler dünyanın dört bir yanından rapor edilmeye başlanmıştır. Ancak son günlerde FDA (Amerikan İlaç ve Gıda Otoritesi) bir uyarı yayınlayarak, henüz meme kanserlerinin cerrahi tedavisinde robot uygulamalarını onaylamadığını belirtmiştir.

İlgili konu: Meme Kanseri Olanlarda Diğer Meme Alınmalı mı?

Bu noktada -henüz kanıtları olmasa da- robotik cerrahinin küçük bir kesi ile işlemlerin yapılabilmesine izin vermesi nedeniyle, pazarlama açısından büyük bir avantaj sağlasa da, meme kanserinde dokunun tam olarak ve parçalanmadan çıkarılabilmesine izin verip veremeyeceği konusunda eksik kalabileceği korkusu mevcuttur. O nedenle FDA, robotla yapılan meme kanseri ameliyatlarında, ilk 30 gün içinde oluşan komplikasyonların klasik yöntemlerle kıyaslanması dışında, uzun vadeli tümörün tekrar etmesi vb. sorunlar açısından da incelenmesi gerektiğini belirtmiştir.

Her yeni uygulama mükemmel sonuçlar vermeyebilir. Robotik cerrahinin meme kanserinde kullanılması konusunda sabırlı olmak gerekmektedir.

Koruyucu Mastektomi Yapılan Hastaların Endişelerinin Azalmasına Nasıl Yardımcı Olabiliriz?

Meme kanseri saptanan kadınların tedavilerinde, sağlıklı olan karşı memenin koruyucu amaçla alınması giderek daha sık başvurulan bir yöntem olmuştur.

Peki koruyucu mastektomi işlemi, kanser tedavisi gören kişinin uzun dönemde endişesini azaltmakta mıdır? Bugünlerde cevabı çok sık aranan bu soruyu irdeleyelim.

Meme kanserine yakalanan kadınların ortak refleksi, bir an önce kansere yol açan meme dokusundan kurtulmak ve sağlıklarına kavuşmak şeklindedir. Bu nedenle, gerçekten gerekmese bile diğer memelerinin alınmasını isteyen kadınlar, bu konuda ısrarcı olmaktadırlar.

İlgili konu: Meme Kanseri Ameliyatı Sırasında Meme Protezleri ile Onarım

Konu araştırıldığında, kadınların sağlıklı memelerinden gelişecek kanser korkusunun, koruyucu mastektomi için en önemli neden olduğu ortaya konmaktadır. Bunu medyada yer alan ve koruyucu mastektomi konusunda özendirici bilgi ve yazılar izlemektedir. Özellikle, Angelina Jolie örneği çok etkili olmuştur. Bu noktada, yüksek risk tanımının yapılması ve kararların ona göre verilmesi gözardı edilmiştir.

Çalışmanın ilginç sonuçlarından birisi, koruyucu mastektomi yapılan kişilerle yapılmayan kişilerin kanser korkularının (tekrar kansere yakalanma korkusu) arasında önemli bir fark olmadığıdır. Ancak, koruyucu mastektomi yapılan kişilerin yaşam kaliteleri, şüphesiz yapılmayanlar kadar iyi değildir.

Hastanın kanser riski ve diğer memede kansere yakalanma olasılığı mutlaka onkologla tartışılmalı ve koruyucu mastektomi kararı ona göre verilmelidir. Hastanın sadece korkuları ile vereceği bir karar doğru olmayabilir ve bunun yaratacağı sorunlar düşünülmelidir.

En İyisi: Aralıklı Açlık ve Düşük Kalorili Diyet

Günümüz dünyasında şişmanlık ve bu nedenle yapılan diyetler konusunda her gün yeni bir bilgi veya görüş ortaya atılıyor.

Aşırı kilolu kadınlarla yapılan bir araştırmada, haftada 3 gün aç kalmak ve bunu düşük kalorili bir diyetle kombine etmek hem zayıflama hem de kalp sağlığı açısından fayda sağlamıştır.

Avustralya kökenli çalışma, sözü edilen beslenme biçiminin, sadece aç kalanlara veya sadece düşük kalorili gıda alanlara kıyasla daha etkin olduğunu ortaya koydu. Bu beslenme biçimi ile yaklaşık haftada 1 kilo verilebildiği gösterildi.

İlgili konu: Liposuction – Vakumla Yağ Alma

Çalışma orta yaş düzeyinde ve obez olan 90 farklı kişiyle yapıldı. Çalışmanın ortaya koyduğu en önemli bilgi ise aralıklı açlık periodlarının sadece ve devamlı kalori kısıtlamasından daha etkili olduğunu ortaya koymasıydı.

Çalışmayı çok küçük bir grupla yapıldığı için yetersiz bulanlar da oldu. Bu çalışmacılar, bulguların daha büyük guruplarda test edilmesi gerektiğini öne sürdüler.

Şişmanlık toplumları tehdit etmeye devam ettikçe diyet ve zayıflama konusunda çeşitli çalışmalar ve öneriler yapılmaya da devam edilecek.

Bariatrik Cerrahi, Kadınlarda Seksüel Fonksiyonları İyileştirir mi?

Brezilya’da yapılan bir araştırma, ileri düzeyde obez kadınlarda seksüel fonksiyonların bariatrik cerrahiden sonra iyileştiğini ortaya koydu. Barroso ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada 62 farklı kadın incelendi ve ameliyat öncesi ve sonrası seksüel fonksiyonları değerlendirildi.

Yaş ortalaması 36 olan kadınlarda, seksüel fonksiyon skorları bariatrik cerrahi sonrası yüzde 20 oranında daha iyi bulundu. “Kadın Seksüel Fonksiyon İndeksi” adı verilen bir puanlama sistemi üzerinden bakıldığında, kadınların yüzde 16’sı cinsel istek artışı, yüzde 25’i uyarılmada artış, yüzde 17’si daha iyi ıslanma, yüzde 29’u orgazm artışı, yüzde 33’ü tatminde iyileşme ve son olarak yüzde 8’i ise ağrıda azalma olduğunu belirtti.

İlgili konu: Kilolu Hastalar İçin Bariatrik Cerrahi Öneriyor muyum?

Bu çalışmayı değerlendiren merkezler, sonuçlara katıldıklarını ve seksüel fonksiyonlardaki iyileşmenin en çok bariatrik cerrahiden sonraki ilk yıl içinde görüldüğünü belirttiler.

Florida’dan Dr.Peraglia, çalışmada ortaya konulan iyileşmenin birçok faktöre bağlı olduğunu belirterek, fiziksel ve anatomik iyileşmeler dışında, mental ve psikolojik durumdaki iyileşmenin ve kronik bazı hastalıklarda düzelmenin hep birlikte seksüel fonksiyonlara etkisi olduğunu belirtti.

Bazı araştırmacılar bariatrik cerrahinin genel olarak faydalarının tartışılmasının daha doğru olduğunu, bazı hastalarda ise seksüel fonksiyonlarda en başından itibaren bir sorun olmadığını vurguladılar.

Allergan Firması, Pürtüklü Yüzeyli Protezlerin Avrupa Satışını Durdurdu

Uzun yıllardır pürtüklü yüzeye sahip silikon protezleri ile bilinen Allergan firması, geçtiğimiz haftalarda Avrupa’da bu ürünün satışını durdurdu. Bu karar, Fransa’da sağlık otoritelerinin Allergan ürünlerinin nadir bir kanserle ilişkisi olabileceğini öne sürmesinden sonra alındı.

Allergan firması ise ürettiği meme protezlerinin güvenli olduğunu, Fransa’nın kararının tıbbi bir delile dayanmadığını ve bu protezlerin kadın sağlığı için bir risk yaratmadığını öne sürdü. Bu görüşlerine rağmen Allergan firması süresi bitmiş olan ve Avrupa’da kullanılabilmesi için gereken CE belgesini yeniden almak için bir girişimde bulunmamış ve satışlarını durdurmuştur.

İlgili konu: Meme Protezine Bağlı Lenfomalar ve Protezin Yüzey Yapısı ile Risk İlişkisi

Aynı şekilde, Fransız sağlık otoriteleri de bu protezlerin kadın sağlığı için acil bir risk taşımadığını ifade etmişlerdir. Allergan firması, Avrupa’nın aksine Amerika ‘da satışlarını devam ettirmektedir.

Bu karar Türkiye’yi de etkilemiştir. Allergan firması, pürtüklü yüzeyli protezlerini satıştan çekmiş ama düz yüzeyli protezlerinin pazarlanmasına devam etmektedir.

Allergan firması veya dünyada herhangi bir sağlık otoritesi, şimdiye kadar kullanılmış pürtüklü yüzeyli protezlerin değiştirilmesi konusunda bir öneride bulunmamıştır. Ancak memesinde sürekli şişlik, sıvı toplanması olan kişilerde muayene ve MR ile araştırma yapılması önerilmektedir.

Kaynak: Sputnik

Testesteron Kullanımıyla İlgili Cevaplanmamış Sorular

50 yaş üstündeki erkeklerin testesteron kullanımı giderek yaygınlaşıyor ve bazı ülkelerde etiketli testesteron kullanımı dışında etiketsiz olarak da çok sayıda ürün piyasada yer almaya başladı. Ancak, testesteron kullanımının kalp damar hastalıklarını arttırdığına dair yayınlar bu ilaçların kullanımı konusunda uyarı niteliği taşıyor.

Amerika’da yapılan ve milyonlarca erkeğin bilgilerinin incelendiği bir çalışmada ilginç bilgilere ulaşıldı. Araştırmaya göre erkeklerin %7’si testesteron kullanmakta ve bu ilaçların önemli bir bölümü etiketsiz ilaçlardan oluşmaktadır. Testesterona ilaçlarına harcanan para ise 2007 yılında 100 milyon dolardan, 2016 yılında 400 milyon dolara ulaşmıştır.

İlgili konu: Penis Büyütme Amacıyla Kullanılan Dolgular: İşler Ters Gidebilir mi?

İlginç bir diğer bulgu ise testesteron kullanımının kalp damar hastalığı olan erkeklerde, olmayanlara kıyasla daha çok olmasıdır. 2013 ve 2014 yıllarında testesteron kullanımı ile inme ve enfarktüs ilişkisini ortaya koyan iki farklı çalışmanın yayınlanması testesteron kullanımının güvenliğinin tartışılmasına yol açtı.

2022 yılında tamamlanması beklenen çalışmanın ön raporlarına göre, gerek yaşlanma, gerekse seksüel aktivite konusunda tam olarak ortaya konulamamış yararları için kullanılan testesteronun, kalp damar hastalıkları konusunda zararlı olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

Akıllı Telefonlarla Ameliyat Sonrası Takip Yapılabilir mi?

Akıllı telefonlar, yaşamımız içinde giderek daha çok kullandığımız, günlük hayatımızı değiştiren ve geliştiren araçlar haline geldi. Ameliyat öncesi, özellikle başka bir şehirde yaşayan ve bize danışmak isteyen hastalar akıllı telefonlarla resim yollayarak fikir alabiliyorlar. Ayrıca ameliyat ettiğimiz hastaların sonraki takiplerinde de akıllı telefonlar, çok yardımcı oluyor.

JAMA dergisinde yayınlanan bir çalışmada, yara yeri enfeksiyonlarının değerlendirilmesinde akıllı telefonların yararları irdelenmiş. 523 cerraha 512 hastanın yara yeri resimleri gösterilerek izlenimleri sorulmuş ve daha sonra bu hastalar kliniğe çağrılarak yara yerleri dikkatlice muayene edilmiştir.

İlgili konu: Estetik Ameliyat Öncesi Doğru Doktor Nasıl Seçilir?

Çalışma sonucunda, yara yeri resimlerinin cerrahın yarayı değerlendirmesine katkı sağladığı, varsa bir yara yeri enfeksiyonunun saptanmasına yardımcı olduğu, cerrahın tam bir doğrulukla olmasa da tanı koymakta işini kolaylaştırdığı görülmüştür.

Bu çalışmada sadece telefonla yollanan resimlerle yapılacak bir değerlendirmenin yetersiz kalabileceği belirtilmiş olmakla birlikte, akıllı telefonların giderek gelişen özellikleri ile günlük pratiğimize katkısı artacaktır.

Kalp Sağlığının Korunmasında Hangi Tip Egzersizler Daha Faydalı?

Daha sağlıklı bir yaşam için beslenmeden egzersize her gün yeni öneriler ve uygulamalar tartışılıyor. Son çalışmalardan birisi de koşu ya da yürüyüş gibi dinamik egzersizler yerine, güç antremanları olarak adlandırılan statik egzersizlerin kalp sağlığı açısından daha faydalı olabileceğini ortaya koydu.

St. George Üniversitesi’nde yapılan çalışma 4000 erişkin erkek üzerinde gerçekleştirildi. Kardiovaskuler risk faktörleri gözden geçirildiğinde, statik güç egzersizlerinin dinamik olanlardan daha fazla koruyuculuk sağladığı belirlendi. Statik egzersiz yapanlarda, hipertansiyon, obezite, şeker hastalığı ve kolesterol yüksekliğine daha az rastlandı.

İlgili konu: Dünyanın En İyi ve En Kötü Diyetleri

Aslında bu iki tip çalışmayı kıyaslamak teknik olarak çok kolay değil. Birçok kişi, statik ve dinamik egzersizleri bir arada yapmakta ve bu nedenle hangisinden daha çok yararlanıldığı anlaşılamamaktadır. Bu çalışma iyi bir örnekleme ile bu kıyaslamayı gerçekleştirmiş ve statik çalışmaların en az dinamik olanlar kadar yararlı olduğunu ortaya koymuştur.

Akne İzlerinin İyileştirilmesinde Basit Bir Tedavi

Akne, ergenlik döneminde genellikle aktif olarak yaşanan ve bıraktığı izlerle kişinin hayatını olumsuz etkileyen bir durumdur. Akne izlerinin tedavisi için çok sayıda uygulama tarif edilmiştir. Bu uygulamalar genellikle derinin yüzeyini etkileyen soyma, aşındırma gibi yöntemlerdir ve doktorlar tarafından ofis şartlarında uygulanır.

Tazarotene isimli bir jel ile evde yapılan tedavileri araştıran Hintli bir araştırma gurubu, elde ettikleri sonucun iğne ve soyma işlemleri ile yapılan tedavilerle benzer olduğunu ortaya koymuşlardır.

İlgili konu: Süt Ürünleri Akneye Yol Açar mı?

Çalışma oldukça basit bir şekilde planlanmış, 34 olgunun yüzlerinin bir yarısında iğneli tedaviler kullanılırken (dermaroller, dermabrazyon gibi) kişilerin yüzlerinin diğer yarısına evde, Tazarotene jel uygulamaları istenmiştir.

Daha sonra 3 ve 6 aylık periodlarla, bağımsız dermatologlar tarafından yapılan değerlendirmelerin yanı sıra, tedavi uygulanan kişilerin memnuniyet oranı incelenmiş.

Kantitatif değerlendirmede, her iki grupta da sonuçlar iyi ve benzer bulunurken kalitatif skorlarda önemli bir iyileşme gösterilememiştir. Tedavi süresince ciddi bir komplikasyona rastlanmamış. Sadece olguların yüzde 13’ünde deride kuruluk, yüzde 22’sinde soyulmaya rastlanmış, ancak bunlar hastalar tarafından iyi tolere edilmiştir.

Yüz Nakillerinde Son Gelişmeler

Yüz nakilleri önce bir hayalle başladı, uzun deneysel çalışmalarla geliştirildi ve sonunda gerçekleştirildi. Tüm dünyada bugüne kadar 40 civarında yüz nakli yapıldı. Tıp tarihinde çok önemli bir mihenk taşı olmakla birlikte, henüz ideal hale gelmiş bir uygulama değil.

Doku nakillerinde görülen bağışıklık sorunlarının çokluğu ve zorluğu, yüzün fonksiyon ve mimik kazanmasındaki yetersizlikler nedeniyle, yüz nakilleri hala emekleme çağında diyebiliriz.

İlgili konu: Yüz Gençleştirme

New York Üniversitesi’nde yapılan 3. yüz naklinde teknolojiden yararlanılarak yapılan bazı uygulamalar, yüz nakilleri açısından çok önemli katkı sağladı. Bir intihar girişimi nedeniyle yüzünün kemikler dahil olmak üzere büyük bir bölümünü kaybeden bir hastaya yapılan yüz nakli, alt ve üst çene kemiklerini, 32 dişi birlikte içerecek şekilde planlandı.

Gerek ameliyat öncesi, gerekse ameliyat sırasında 3 boyutlu simulasyon ve görüntüleme tekniklerinden yararlanılarak kemiklerin alıcı yüzle bütünleştirlmesinin mükemmel olması sağlandı. Teknolojinin ameliyat içinde planlama amacıyla kullanılabilmesi konusunda sağlanan imkanlar, yüz nakillerinde karşılaşılabilen önemli sorunların bir kısmını çözme konusunda yardımcı olabilecek. Alıcı ve verici arasında farklılıklardan kaynaklanan boyut uyuşmazlıklarının giderilmesinde 3 boyutlu teknolojilerin katkısı bu olguyla kanıtlanmış oldu.