Şubat Ayı Hangi Sebze ve Meyveler Yenmeli?

Günümüzde canımızın istediği meyve ve sebzeye dilediğimiz an erişebilme lüksüne sahibiz. Buna rağmen meyve ve sebzeyi mevsimine göre tüketmek vitamin, mineral bakımından onlardan tam fayda sağlayabilmemiz için çok önemli. Besinlerin yerli olanlarının tercih edilip, sezonunda tüketilmesinin doğaya ve aile bütçemize katkısı da önemsenecek boyutta.

Gelin hep birlikte Şubat ayında doğanın bize sunduğu lezzetlere bir göz atalım. Şimdi tam pırasa, pancar, kırmızı turp, kereviz, hindiba, frenk soğanı, defne yaprağı, brokoli, karnabahar, brüksel lahanası, ıspanak, pazı, havuç, mandalina, muz, elma, armut, greyfurt, portakal, ayva, nar zamanı; bir süredir mutfağımızı süsleyen kestane, soğan ve lahananın zamanı ise geçmek üzere.

Şubat ayı sebzelerinden, çok yaygın olarak kullanmadığımız, 1800’lü yılların sonlarına doğru keşfedildiğinde beyaz altın olarak tanıtılmış, ülkemizde gizli kalmış bir lezzet var ki öğünlerimizde sıklıkla yer verilmeli: hindiba. Dekorasyon amaçlı yaygın olarak kullanılmasına rağmen çiçeğinden köküne kadar faydalanmamız gereken bir bitki.

Papatyagiller ailesinden gelen hindibadan, köküne karanlıkta ve ısıyla özel işlemler uygulandığında ‘’Beyaz Hindiba’’ veya Belçika’da keşfedildiği için ‘’Belçika Hindibası’’ adı verilen, salatası veya zeytinyağlı yemeği yapılan sebze elde edilir.

Beyaz hindiba besin değeri açısından çok zengindir.

• 100 gramında sadece 17kkal içerir ve 3.1g diyet lifi içeriğiyle günlük tüketilmesi gereken lif miktarının 8%’ini karşılar.
• Yapılan araştırmalara göre, içerdiği yüksek inülin ve lif sayesinde diyabet ve obez hastalarda kan şekerinin ve kandaki kötü huylu olarak bilinen LDL kolesterol seviyesinin düşmesini sağlar.
• Vücudumuza zarar veren serbest radikallerle savaşan antioksidanlardan olan A vitamini ve beta-karoten açısından çok zengindir. 100 gramı günlük A vitamini ihtiyacımızın 43%’ünü karşılar. İçerdiği beta-karoten ve A vitamini sayesinde göz, cilt ve mukus çeperi sağlığına katkıda bulunur. Ayrıca ağız ve akciğer kanserine karşı koruyucu etki gösterir.
• Vücudumuzun üretemediği ve dışarıdan almak zorunda olduğu B kompleks vitaminlerinden folat, pantotenik asit, piridoksin, tiamin ve niasin içerir. Bu vitaminler karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasının sağlıklı olarak çalışmasını sağlar.
• 100 gram hindiba günlük K vitamini ihtiyacımızın 289%’ini karşılayarak kan pıhtılaşmasının düzenlenmesine ve aneminin önlenmesine katkıda bulunur.
• Safra oluşumunu destekleyerek safra kesesi ve karaciğerin çalışmasına yardımcı olur.
• Bunlara ek olarak beyaz hindiba çok iyi miktarda manganez, demir, çinko ve potasyum içerir. Manganez, süperoksit dismutaz adlı antioksidanın yapısına katılarak serbest radikallerle savaşa destek olur.

Diyetisyen Gözde Kavak

Kaç Yanık Tipi Vardır, Tedavileri Var mıdır?

Yanık, insanoğlunun yaşayabileceği en ağır travmalardan bir tanesidir. Özellikle çocuklarda ve yaşlılarda ev kazalarıyla oluşurken, erişkin yaş grubunda iş kazaları olarak karşımıza çıkar.

Sıcak su ile haşlanmalardan, alevle yanıklara ya da elektrik yanıklarına kadar birçok yanık travması biçimi mevcuttur. Etkene göre yanık derinliği ve yanık genişliği birbirinden çok farklı biçimlerde karşımıza çıkabilir. En sık görülen ve ev kazaları arasında önemli bir yere sahip sıcak su ile ya da sıcak bir cisme temas ederek yanma durumunda, yapılması gereken ilk tedavi, yanık bölgesinin uzun bir süre normal musluk suyu ile yıkanarak yanık travmasının etkisinin azaltılmaya çalışılmasıdır.

Gündelik pratikte sıklıkla gördüğümüz yoğurda bulama, salça sürme ya da çeşitli maddelerle, yanık yarasının tedavi edilmeye çalışılması tümüyle yanlış uygulamalardır. Yaklaşık 10-15 dakika kadar yanık bölgesinin su ile yıkanması, dokularda oluşabilecek hasarı önlemeye, azaltmaya yardımcı olabilir.

İlgili konu: Yanık İzleri Düzelir mi, Ne Zaman Ameliyat Edilmeli?

Küçük bir alanda bile olsa, yanık yaraları ihmal edilmemeli ve profesyonelce tedavi edilmelidir. Oldukça yüzeyel yanık yaralarının, kötü tedavi nedeniyle derinleştiğine sıkca şahit olmak mümkündür. Ayrıca el, ayak, boyun ve yüz gibi bölgelerdeki yanıklar, küçük alanlarda bile olsalar, özel bir ihtimam gerektirirler.

Yanık birinci, ikinci ve üçüncü derece olmak üzere, derinliğine göre sınıflara ayrılır. Birinci derece yanıklar yüzeyel yanıklarken, üçüncü derece yanıklar, derinin büyük oranda tahrip olduğu derin yanıklardır. Yanığın derinliği kadar, ne kadar genişlikte bir alanı tuttuğu da tedavi açısından önemlidir.

Geniş yanıklarda vücudun sıvı dengesi de bozulacağından, geniş yanıklarda yatarak tedavi kaçınılmaz olabilir. Yanığa maruz kalındığında öncelikle, etkenden uzaklaşmak, yanık bölgesinin dışarıdan korunması amacıyla örtülmesi ve profesyonel bir yardım için, bir sağlık kuruluşuna başvurulması esastır.

Liposuctionda Sağlıklı Beslenmenin Önemi

Liposuction (vakumla yağ alma işlemi) bir kilo verme veya obezite tedavi yöntemi olarak değerlendirilmemelidir.

Amerikan Kozmetik Cerrahi Akademisi liposuction’ın sadece, diyet ve egzersize cevap vermeyen yerleşmiş yağ dokusunun giderilmesinde kullanılmasını önermektedir (1). Liposuction uygulanabilmesi için hastaların ideal ağırlıklarının 30%’unun üstünde olmamaları ve sonrasında sağlıklı bir diyet ve fiziksel aktivite uygulamaya istekli olmaları gerekmektedir (2). Beden Kitle İndeksi de risk ve faydalarının belirlenmesinde iyi bir ölçüttür (3).

İlgili konu: Liposuction Ameliyatında Doktor Seçimi: Hangi Doktor?

Prof. Dr. İsmail Kuran liposuction’ı, “deri altına küçük kesiler ile yerleştirilen tüpler yardımı ile yağ dokusunun vakum yardımı ile emilmesi” şeklinde açıklamaktadır. Yapılan araştırmalar normal kilolu, yüksek kilolu ve obez bireylerde uygulanılan liposuctionın; yağların uzaklaştırıldığı bölgedeki kan damarlarının rahatlamasıyla kan dolaşımını düzenlediği, böylelikle kalp ve diyabet gibi metabolik hastalıkların riskini azalttığını göstermektedir (4,5).

Bunun yanında liposuction sağlıklı bir yaşama başlamak için iyi bir zemin oluşturur. Liposuction öncesi sağlıklı kilo aralığında olamayan bireyler, operasyondan sonra vücut yağının azalmasıyla gerçekleşen iyilik halini koruyup tekrardan yağ artışını önlemek için dengeli beslenmeye ve aktif yaşamaya çalışırlar.

Liposuction öncesi ve sonrası, vücudun operasyonun sebep olabileceği strese hazırlanması, hücrelerin kendini hızlı bir şekilde onarıp iyileşmenin kısa sürede gerçekleşmesi ve operasyon sonrası ödem oluşması durumunda vücuttan atımının kolaylaştırılması amacıyla beslenmeniz çok dikkatlice planlanmalıdır.

Liposuction uygulamasının başarıya ulaşması için hastaların operasyon sonrası sağlıklı beslenme ve ömür boyu sürdürülebilir bir fiziksel aktivite içeren yaşam tarzı oluşturma konusunda eğitilmeleri çok önemlidir. Amerikan Plastik Cerrahi Derneği’nin yayınladığı araştırmaya göre liposuction yaptırmış hastalar kilo almaya; beslenmelerine dikkat etmediklerinde 3 kat, düzenli egzersiz yapmadıklarında da 4 kat daha eğilimlilerdir.

Fakat liposuction sonrası sağlıklı beslendiklerinde kilo verme eğilimleri 2 kat artmaktadır (2).

Diyetisyen Gözde Kavak

1. Guidelines for Liposuction Surgery The American Academy of Cosmetic Surgery. 2006.
2. Matarasso A, Hutchinson OH. Liposuction. JAMA.2001;285(3):266–268. [PubMed]
3. American Society of Plastic Surgeons
http://www.plasticsurgery.org/Documents/medical-professionals/health-policy/key-issues/Executive-Summary-on-Liposuction.pdf
4. Perez RA. Liposuction and diabetes type 2 development risk reduction in the obese patient. Med Hypotheses.2007;68(2):393–396. [PubMed]
5. HDA- Health Development Advise
http://www.hda-online.org.uk/cosmetic-surgery/liposuction/what-are-the-benefits.html

Akdeniz Beslenme Modeli ve Sağlığımıza Olan Faydaları

Dengesiz beslenme, sigara ve fazla miktarda alkol tüketimi, beden kitle indeksinin yüksek olmasına sebep olan fazla kilolar, yetersiz fiziksel aktivite gibi yaşam tarzımızı oluşturan davranışların, sağlığımıza olan olumsuz etkileri birçok araştırma tarafından gösterilmektedir (1).

İşe sağlığın temeli olan beslenmemizi düzelterek başlamak için kaybedebileceğimiz bir günümüz dahi yok. Akdeniz Beslenme Modeli, bulaşıcı olmayan hastalıklardan bizi korumak ve sağlığımıza sağlık katmak için yıllardır en başarılı diyet olarak kabul edilmiştir (2,3).

İlgili konu: Beslenmeyle Demans ve Alzheimer Hastalığı’ndan Korunmak Mümkün!

Akdeniz Beslenme Modeli kesin çizgilerle belirlenmiş bir diyet olmaksızın Akdeniz’e kıyısı olan farklı ülkelerin kültürel olarak uyguladığı beslenme alışkanlıkları bütünüdür. Geleneksel Akdeniz Beslenme Modeli; bol miktarda meyve, sebze, kurubaklagil, kuruyemiş ve tam tahıl ürünleri, yeterli miktarda balık ve temel yağ kaynağı olarak zeytinyağı içermesiyle, keyifle yenen yemeğe eşlik etmek kaydıyla az miktarda şarap tüketilmesiyle, kırmızı et, tam yağlı süt ve süt ürünlerini çok az barındırmasıyla karakterizedir (4).

Birçok çalışmanın sonucuna göre Akdeniz Beslenme Modeli biyokimyasal profili düzeltip, yaşam kalitesini arttırarak bizleri sağlık açısından daha istenen bir iyilik haline ulaştırır (5).

Çocukluk döneminde uygulanan Akdeniz Beslenme Modeli astım ve alerji semptomlarının azalmasına büyük katkıda bulunmaktadır (6). Ayrıca başta kalp ve damar hastalıkları olmak üzere, demanstan kansere birçok kronik hastalığın oluşma riskini azaltmaktadır (7,8). Akdeniz Beslenme Modeli’ne uyumun arttırılması sebebine bakılmaksızın ölüm oranının 8%, kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskinin 10%, sinir dokusunda bozulma riskinin 13% azalmasını sağlar (3).

Ülkelerin sağlığı koruyucu ve geliştici politikalarının içinde Akdeniz Beslenme Modeli’ni yaygınlaştırmaya yönelik çalışmalar yapması daha mutlu bir toplum oluşturulmasına katkıda bulunacaktır. Akdeniz Beslenme Modeli’ni kişilerin gereksinimlerine göre ayarlanıp, yaşamlarına uyarlanmasında biz diyetisyenlere çok büyük bir görev düşüyor.

Diyetisyen Gözde Kavak

1. US Burden of Disease Collaborators. The state of us health, 1990-2010: burden of diseases, injuries, and risk factors. J Am Med Assoc. 2013; 310: 591–606
2. Martinez-Gonzalez MA, Bes-Rastrollo M, Serra-Majem L, Lairon D, Estruch R, Trichopoulou A. Mediterranean food pattern and the primary prevention of chronic disease: recent developments. Nutr Rev 2009;67:S111–6.Abstract
3. Sofi F, Cesari F, Abbate R, Gensini GF, Casini A. Adherence to Mediterranean diet and health status: meta-analysis. BMJ 2008;337:a1344.
4. Trichopoulou A, Costacou T, Bamia C, Trichopoulos D: Adherence to a Mediterranean diet and survival in a Greek population. N Engl J Med 2003, 348:25992608. PubMed Abstract
5. Sofi F. The Mediterranean diet revisited: evidence of its effectiveness grows.Curr Opin Cardiol 2009;24:4426.
6. Chatzi L, Apostolaki G, Bibakis I, et al. (2007) Protective effect of fruits, vegetables and the Mediterranean diet on asthma and allergies among children in Crete. Thorax 62(8):677–683
7. Lourida I, Soni M, Thompson-Coon J, et al. (2013) Mediterranean diet, cognitive function, and dementia: a systematic review. Epidemiology 24(4):479–489.
8. La Vecchia C (2004) Mediterranean diet and cancer. Public Health Nutr 7(7):965–968.

Burun Deliklerini Küçültme Ameliyatı Nasıl Yapılır?

Burun deliklerini küçültme ameliyatı aslında burun estetiği ameliyatlarının içinde bir bölümdür.

Genellikle ameliyatın son bölümüne bırakılan bir teknik uygulamadır. Burun ucu, burun sırtı bölgeleri şekillendirdikten sonra eğer burun tabanı ve burun delikleri hala büyük görünüyor ise yapılan bazı işlemler vardır.

İlgili konu: Ameliyatsız Burun Estetiği

Genellikle burun tabanı dediğimiz alan, gözün iç pınarından indirilen dikey çizgilerin burun tabanının bitim noktalarıyla kesişmesi beklenir. Eğer burun tabanı bu alanları aşıyor ise o zaman burun tabanının eninin küçültülmesinde fayda vardır. Eğer öne doğru burun deliği uzun ise de burun kanadının küçültülmesi gerekebilir.

Yapılan inceleme sonrasında, burun deliklerinin hangi boyutlarında küçültülmesi gerekiyorsa, dikkati çekecek bir iz yaratmadan, burun tabanı ve burun yanlarında küçültme işlemi gerçekleştirilebilinir. Bu işlemlerden sonra uygulamanın yapıldığı yerde, bazen birkaç ay süren pembelik şeklinde izler olabilir. Bunlar zaman içinde giderek solgunlaşacaklardır. Burun kanatlarından yapılacak aşırı eksizyonlar, aşırı doku çıkarımları ise daha belirgin burun izlerine yol açabilir.

Liposhaping Nedir? Hangi Bölgelere Uygulanır?

Vücuttan yağ alarak, vücudun biçimini şekillendirmeye dönük işlemlere Liposhaping adı verilir. Bu sadece yağın alınmasını değil, eğer gerekiyorsa belli bölgelere yağ enjeksiyonunu da içeren bir işlemler bütünüdür.

İşlemden önce kişiyle uzun uzun beklentilerini konuşmak ve vücudu analiz etmek gerekir. Genellikle vücutta yağ depolarının daha yoğun olduğu bölgelerde, kilo alımına da bağlı olarak bir deformasyon görünmektedir. Kiminde bel, karın bölgesi ön planda kilo alırken, kimilerinde bacaklar ve basen bölgesi yağ depolarının ağırlıklı olarak yerleştiği bölgelerdir.

Her kişide bu analiz yapıldıktan sonra hangi bölgelerden yağ alınacağı ve hangi bölgelere gerekiyorsa yağ verileceği planlanır, hesaplanır ve işlem, ya genel anestezi altında ya da sedasyon ve lokal anestezi dediğimiz bir uygulama biçimiyle gerçekleştirilir. Genelikle kesilere gerek yoktur, küçük giriş noktalarından planlanan bölgelere önce sıvı enjekte yapılır.

İlgili konu: Yağ Aldırma Ameliyatı (Liposuction) Hakkında

Daha sonra ultrason ya da lazer gibi teknolojiler kullanılarak yağın alınması kolaylaştırılır. Alınan yağ belli işlemlerden geçirildikten sonra eğer kullanılacaksa enjeksiyona hazır hale getirilir.

Liposhaping işleminden sonra vücuda o bölgeleri kavrayan bir korse giydirilir. Bu korse genellikle ilk hafta sürekli giyilir, onu takip eden dönemde yaklaşık 3 ila 6 hafta da giyilmeye devam edilir. Bölgeye kan dolaşımını arttıracak masaj uygulamarı ya da bazı cihazlarla deriyi sıkılaştıracak işlemler de gerekiyorsa eklenir.

Vajina Estetiğinde Lipofilling Ne Demektir?

Genellikle belirli bir yaşın üzerinde vücuttaki yumuşak doku kaybına vajina bölgesindeki yağ dokusundaki kayıp da eklenir.

Bu bölgede hacim kaybı, deride büzüşmelere ve sarkmalara yol açabilir. O nedenle genital estetik başlığı adı altında, vajina çevresine -özellikle büyük dudaklara yağ enjeksiyonu- tercih edilen bir uygulama olarak karşımıza çıkmaktadır.

İşlem, diğer yağ enjeksiyonu tekniklerinden çok farklı değildir. Vücudun belli bir bölgesinden alınan yağ, süzülerek enjeksiyona hazır hale getirilir ve ince kanüllerle vajina bölgesine özellikle büyük dudaklara mons adını verdiğimiz vajina üstüne enjekte edilir. Bu enjeksiyon farklı planlara azar azar yapılarak, enjekte edilen yağın başarılı bir şekilde tutması sağlanır.

İlgili konu: Vajina Estetiği Sonrası Normal Doğum mu Sezaryen mi?

İlk günlerde morluk, şişlik oluşabilir, gerginliğe bağlı hafif ağrılar görülebilir. Gündelik hayatı çok etkileyen bir işlem değildir.

Şişlik ve morluklar ikinci, üçüncü günden itibaren azalmaya başlar. Yaklaşık birkaç hafta içinde bu bölge normal anatomisine kavuşur. Nadiren bu işlemin tekrar edilmesi gerekebilir.

Bası Yarası Nasıl Tedavi Edilir?

Bası yaraları genellikle bir kemik çıkıntı ile dışardan oluşan bir bası arasında kalan dokunun, kansız ve oksijensiz kalmasıyla, o bölümde oluşan bir doku hasarını tarif eder. Bası yaraları genellikle uzun süre yatağa bağlı kalınan kazalar ya da yaralanmalar, bilinç kaybının olduğu durumlar ya da parapleji gibi omurilik yaralanmaları sonrası hastanın belli bir bölgesini hissedemediği durumlarda karşımıza çıkabilir.

Bası yaraları, çok yüzeysel hasarlardan kemiğe kadar ulaşan derin hasarlara kadar farklı gruplarda ele alınırlar. Genellikle küçük yaraların ve derin olmayan yaraların tedavisi daha hızlı ve kolayken, kemiğe kadar uzanan yaralarda çok ayrıntılı onarım cerrahi teknikleri kullanmak gerekebilir.

İlgili konu: Estetik Ameliyat Sonrası Geçmeyen Yara İzi

Bası yaralarında yaranın oluşmasını engellemeye çalışmak ya da sınırlı tutmak ilk hedef olmalıdır. Eğer bası yarası oluşmuşsa tedavisiyle derinleşmesini engellemeye dönük adımlar atılır. Bası yaraları genellikle göründüklerinden daha büyüktürler. Deride küçük bir yaraya deri altı yumuşak dokusunda büyük bir yara eşlik edebilir. O nedenle ilk incelemenin ayrıntılı bir şekilde yapılması, yaranın bütün hatlarıyla ortaya konması ve tedaviye ona göre başlanması gerekir.

Bası yaraları, küçük yaralar için evde tedaviyi mümkün kılarken, yara büyüdükçe hastanede yatışı gerektirebilir. Bütün bası yaralarında öncelikle ilk tedavi, o bölgede basıyı ortadan kaldırmaktır, hastanın protein düzeyi kontrol edilir, bir kansızlık varsa tedavi edilir. Yaranın en uygun koşullarla iyileşmesinde küçük debridmanlar, bazen cerrahi grişimler, bazen de vakumla tedavi seçenekleri kullanılır.

Bası yaraları bir kere kapandıktan sonra yeniden açılmaması için de dikkatli ve özenli bir yaşam biçimini gerektirirler. Yara kapatıldıktan sonra aynı bölgeye bası devam edecek olursa, bası yarasıyla yeniden karşılaşmak kaçınılmaz olur. Bası yaraları genellikle kalça, bacak yanı, topuk, diz altı gibi uzun süre basıya maruz kalan bölgelerde oluşur. Bası yaralarını, farkedilmesini takiben bir plastik cerrahtan görüş almak yapılacak en doğru ilk adım olacaktır.

Laktoz Intoleransı ve Süt Tüketimi Arasındaki İlişki

Son yıllarda birçok kişi Laktoz Intoleransı gösterdiği düşüncesiyle beslenmesinden süt ve süt ürünlerini çıkarmakta. Bizleri ayakta tutan kemik ve kas yapımız başta olmak üzere vücudumuza birçok faydası bulunan, ve besin deposu olan süt acaba gerçekten bizim sindiremediğimiz bir besin mi?

Laktoz sadece sütte bulunan ve ona özel tadını veren süt şekeridir. Laktoz İntoleransı laktaz enzimi yetersizliği olan bireylerde görülür ve kendisini, laktoz içeren besinler tüketildikten sonra genellikle karında gerginlik, kramp, gaz hali, mide bulantısı ve sulu dışkı gibi mide ve bağırsakla ilgili semptomlarla gösterir.

Laktoz İntoleransı tanısı kan tahlili, hidrojen solunum testi ve biyopsi yöntemleriyle koyulur. Tedavi yöntemleri içerisinde; süt ve süt ürünlerinin hastanın diyetinden çıkarılması veya hasta, içinde laktoz içeren bir besin tükettiğinde vücudun kendi üretemediği veya yetersiz ürettiği laktaz enziminin dışardan verilmesi yer almaktadır.

İlgili konu: Beslenmeyle Demans ve Alzheimer Hastalığı’ndan Korunmak Mümkün!

Süt ve süt ürünlerinin beslenmeden tamamen çıkarılması rikets, osteoporoz ve osteomalezya gibi kalsiyum tüketiminin yetersizliğinden kaynaklanan çok ciddi hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.

Sütün çok önemli bir protein, enerji, kalsiyum, potasyum, fosfor ve riboflavin kaynağı olması araştırmacıları süt tüketimi davranışının laktaz aktivitesine etkisini keşfetmeye yönlendirmiştir. Yapılan epidemiyolojik araştırmaların sonucuna göre Laktoz İntoleransı hiç süt tüketmeyen yetişkinlerde, her gün bir bardak süt içenlere göre daha sık görülmektedir (1,2).

Laktoz İntoleransı semptomları ayrıca, bir oturuşta içilen süt miktarının kişinin tolerasyon durumuna göre ayarlanmasıyla ve sütün çeşitli besinlerle birlikte tüketilmesiyle de azalmaktadır. Uzun süreli süt tüketimi kolonik mikroflorayı değiştirmekte ve bunun sonucunda laktozu sindirmeye yönelik metabolik adaptasyon sağlamaktadır (3,4,5).

Sağlıklı ve uzun bir yaşamın sırrı doğanın bizlere sunduğu bu mucizeyi beslenme planlarımızdan eksik etmemektir.

Yazan: Diyetisyen Gözde Kavak

1. Swagerty DL, Walling AD, Klein RM. Lactose intolerance. AmFam Physician, 2002; 65, 1845‐50.
2. He T, Venema K, Priebe MG. et al. The role of colonic metabolism in lactose intolerance. Eur J Clin Invest, 2008;
38(8),541‐7.
3. Zheng JiaJu, Xue LianSheng. A preliminary study on the difference of ethnic group and age in lactose malabsorption subjects.
Chinese Journal of Internal Medicine, 1987; 26(3), 135‐7. (In Chinese)
4. Pribila BA, Hertzler SR, Martin BR, et al. Improved lactose digestion and intolerance among African‐American adolescent
girls fed a dairy‐rich diet. J Am Diet Assoc, 2000;100, 524‐8.
5. Jorge L Rosado. Lactose digestion and maldigestion: implications for dietary habits in developing countries. Nutrition
Research Reviews, 1997; 10, 137‐49.

Meme Büyütmede Yağ Enjeksiyonu Kalıcı Sonuç Yaratır mı?

Meme büyütme için silikon protezler dışında alternatif arayışlar, çok uzun yıllardır süre gelmektedir. Ameliyata gerek kalmadan ya da daha basit bir işlemle memenin büyütülmesi fikri, özellikle meme şeklinden hoşnut olmayan kadınlar için her zaman çok cazip olmuştur.

Silikon meme protezlerindeki ilerlemeler ve anestezi tekniğindeki gelişmelere rağmen, yine de meme şekliyle ilgili bir değişiklik düşüncesi olan kadınlar arasında, ameliyat olma oranının düşük olması aklımıza silikon meme protezleri dışında da bazı uygulamaların geliştirilmesi gerektiğini getirmektedir.

Unutulmaması gerekir ki silikon meme protezleriyle meme büyütme, hala en geçerli ve altın standarta bir işlemdir. Ancak Akdeniz tipi kadın olarak adlandırabileceğimiz üst bedeni dar, alt bedeni geniş ve yağlı kişilerde, basen, bel, bacaklar ve karından yağ alarak bunun göğüse enjekte edilmesiyle, göğüste birkaç bedenlik bir büyüme sağlanabilir. Bu ancak, göğüsün şeklinin genellikle iyi olması ve sadece bir dolgunluk hedeflenmesi durumunda mümkündür.

Aksi taktirde yağ dokusu enjekte edilerek göğüste bir dikleştirme ya da bir şekil değişikliği sağlanamaz. Ancak boyutu arttırılabilinir. Böyle bir işleme karar vermeden önce meme dokusunun, görüntüleme teknikleriyle incelenmesi, takibi gereken bir kist yada dokunun olup olmadığının araştırılması gerekir.

Memeye yağ enjeksiyonları silikon meme büyütme ameliyatlarına kıyasla daha pratik, iyileşmesi daha çabuk olan işlemlerdir. İşgücü kaybı daha azdır. Genellikle uygulamayı ilk günlerde daha belirgin bir ödem izler. İkinci, üçüncü günden itibaren ödem azalmaya başlar. Birkaç hafta içinde göğüs hedeflenen boyutuna ulaşır. Enjekte edilen yağın bir bölümünün vücut tarafından emilmesi söz konusudur. İşlem bazen 6 ay ya da 1 yıl sonra tekrarlanabilir. Nadiren de olsa göğüse enjekte edilen yağda kalsifikasyon adını verdiğimiz sertleşmeler söz konusu olabilir. Bunların radyolojik olarak meme tümörlerinden ayrılması mümkündür.

Memeye yağ enjeksiyonları çok yaygın olmamakla birlikte meme büyütme teknikleri arasında alternatif bir teknik olarak yer alırlar. Kök hücre çalışmalarında gelecekte oluşabilecek bazı ilerlemeler yağ enjeksiyonlarının göğüs büyütme işlemlerinde daha sık uygulanmasına yol açabilir.

Memeye yağ enjeksiyonları, sadece meme büyütme işlemleri dışında meme onarımları içinde de yardımcı bir yöntem olarak çok sık uygulanır. Memenin silikonlarla ya da sırt veya karından doku nakliyle yapılan onarımlarında belli bölgelerdeki deformitelerin, düzensizliklerin giderilmesi için yağ enjeksiyonlarının uygulanması, meme onarımlarının kalitesini çok geliştirmiştir.